Nedir Güvende olmak? Güvende olmak: Belirsizlik içinde bile kendini emniyette hissetmektir. “Başıma bir şey gelmez gelse bile yalnız kalmam” diyebilme halidir. Birine, bir sisteme ya da bir yere dair içinin rahat olmasıdır. Korkuyla değil, öngörüyle yaşamaktır. Güvende hissetmek, zihnin sürekli tetikte olmaktan vazgeçmesidir.
Gençler, anneler ve çocukları, kadınlar, yaşadıkları şehirde, şehrin en güzel yeri hatta kalbi Serdivan da hatta Serdivan’ında kalbi mavi durakta oturup bir kahve içebilmeli gönül rahatlığıyla değil mi?, Çocukları evden dışarı çıkarken “biraz dolaşıp geliyorum” dediğinde huzursuz olup ‘aman’ dememeli ebeveynleri mesela… Ne yazık ki bu şehirde, artık mümkün değil bu. Bu satırları yazarken çok üzgünüm ancak bir o kadar da öfkeliyim. Şehrin tam kalbinde, Mavi Durak’ta, öğrencilerin ve gençlerin ortasında silahlar patlıyor, patladı, hem de birçok kez. Daha iki gün önce orada bulunmaktan başka hiçbir suçu olmayan masum bir insan hayatını kaybetti.
Üstelik karakola sadece 100 metre mesafede bir yerde!
Bu detayı özellikle yazıyorum.
Çünkü mesele artık “bir olay çıkması, olayın neticesinde insanların öfkelerini kontrol edemeyip, insanlık dışı davranmaları, gümbür gümbür gelen sosyal çürüme falan değil, Mesele, GÜVEN ve GÜVENLİK meselesi. ……………………………………………………………………………
YOLLAR, PARKLAR, BAHÇELER BEYHUDE…
Peki, kendinizi güvende hissetmediğiniz bir şehirde nasıl yaşanır hiç düşündünüz mü? Düşünmesek de deneyimliyoruz şimdilerde… Geceleri saati hesaplarsınız, yolları seçersiniz, çocuklarınızı tembihler, tetikte olursunuz. Aidiyet hissetmezsiniz çünkü güven olmadan aidiyet de oluşmaz. Güven, içsel bir duygu iken güvenlik, dışsal bir sistemdir: İvedilikle kurallar konsun, uygulamalar yapılsın, denetimler ihmal edilmesin, adalet sağlansın, caydırıcılık için adımlar atılsın istersiniz…İnsanlar sözlere değil, icraatlara bakar. Şehirler de de böyledir: Bir yere kamera koymakla sağlanmaz güvenlik. Önleyici tedbirlerle, hızlı müdahaleyle, sahiplenmeyle güven verir şehirleri halkına.
Güven yoksa bir yerde huzurda yoktur. Huzur yoksa bir yerde, ne yazık ki o yerin bir geleceği de yoktur…Yollar, köprüler, parklar bahçeler beyhude yani…
……………………………………………………………………………….
HAREKETE GEÇİN!
Trafikte magandalığı, okullarda akran zorbalığını, sokakta tacizi, belde silahı, kadına çocuğa hayvana şiddeti normalleştirmeyelim! Burası böyle, burası Sakarya! Coğrafya kaderdir demeyi bırakalım artık! Kabullenmeyelim! Azrail’in pusuda olduğu bir yerde değil de, insanların eceliyle öldüğü bir yer de yaşamak için ne gerekiyorsa yapalım ve yapın artık!
Anneler, babalar evlatlarının gülen yüzünü son kez cenazede yakalara iliştirilen fotoğraflarda görmesin.
Kimse sevdiğini bir kör kurşunla toprağa vermesin.
Kadınlar eski eşleri ya da sevgilileri tarafından öldürülmekten korkmasın.
Bir çocuk, babasının nasıl öldüğünü gazetelerin üçüncü sayfalarından öğrenmesin artık!
Anneler yoruldu, babalar yıprandı, umutlar tükendi artık… Canımızın, canlarımızın ve sadece kendi yakınlarımızın değil, sokağımızın, caddemizin güvende olmasını istiyoruz biz. Bu bizim en doğal hakkımız. Biz yorulduk artık. Bu şehrin güvenliğini sağlamak, huzurunu korumak, bozacak kişi ve nedenleri ortadan kaldırmak sizin göreviniz! Bilmiyorum farkında mısınız, bu bireysel olarak sağlanabilecek bir eylem değil…
Bugün bu serzenişim yetkililere … Lütfen bir can daha yitip gitmeden harekete geçin artık...
SUÇLU KİM?
Bu şehir bir zamanlar huzurun adresiydi. Serdivan huzurun adı, öğrencilerin yeriydi
Gençlerin, ailelerin, yaşadığı, insanların büyükşehirlerden göçle çocuklarını yetiştirmek için gelmek istediği yerdi Sakarya. Ne oldu da bu topraklar bu biçime evrildi, Hangi ara burası böyle korkuyla anılıp, kaçıp kurtulacak bir yer hâline geldi?
Ayrıca silahların kolayca temin edilebildiği, her koşulda silahlı gezilebildiği ve kolayca ateşlenebildiği bu şehirde, bu toprakları suçlamak makul mu sizce?
Sokakta yürürken, iş yerimizde çalışırken, bir dükkânın önünde otururken bir kurşunun hedefi olmamızın suçlusu ve sorumlusu kim?
Son olay çok net:
Sakarya Serdivan Bağlar Caddesi.
İki esnaf arasında tartışma çıkıyor, silah çekiliyor ve tek “yanlışı” o an orada olmak olan masum ve genç bir insan ölüyor.
Kimse çıkıp buna “münferit olay” demesin.
Şehrin en işlek noktasında yaşanan ölüm münferit değildir. Gece yarısı bile değildi ki gençlerin gözlerinin önünde kanlar aktı, üstelik karakola yüz metre mesafede... Genç bir insan hayatını kaybetti.
Yetkililere açıkça soruyorum:
Bu şehirde bizim gerçekten güvende olduğumuzu düşünüyor musunuz mesela?
Değilse, ne zaman güvende olacağız?
VE SEN!
Sen, birini, bir ANLIK öfkeyle bir hiç uğruna hayattan koparan canlı! Sen kimi öldürdüğünü biliyor musun? Ya kaç kişiyi öldürdüğünü biliyor musun? Sen kazara birini vurduğunu mu sanıyorsun? Birini öfkeyle bu dünyadan kopardığında yalnızca onu öldürmüyorsun.
Sen vurduğun masum bir insanın annesini de öldürüyorsun, sen onun babasını da kalbinin orta yerinden vuruyorsun, sen o masum insanın umutlarını hayallerini de öldürüyorsun, onu sevenlerin tüm gelecek planlarını da toprağa gömüyorsun, sen onun amcasını teyzesini dayısını bacısını da vuruyorsun.
Ve sen katilsin, katil oldun, cezan bitse dışarıda elini kolunu sallayıp gezsen de artık katilsin ve bu hiç değişmeyecek biliyor musun!!!