İnsan plan yapıyor…
Yarını düşünüyor, haftasını programlıyor, aylar sonrasına randevular koyuyor. İşlerini, yolculuklarını, hayallerini hesap ediyor. Sonra hiç beklemediği bir anda hayat bütün planlarını bir kenara bırakıp insana çok eski, çok büyük bir hakikati yeniden hatırlatıyor:
Kul plan yapar, hükmü Allah verir.
Geçtiğimiz günlerde benim de planlarım arasında hastane odası, ameliyat ya da günlerce sürecek bir ağrı yoktu. Varlığından dahi haberdar olmadığım böbreğimdeki bir taş, enfeksiyona ve apseye sebep oldu. Bir anda kendimi hastanede buldum. Ameliyat oldum ve yaklaşık beş gün boyunca zaman zaman dayanılması gerçekten güç olan ağrılarla mücadele ettim.
Benim planımda yoktu. Ama O’nun takdiri böyleydi. Hamdü senalar olsun Rabbime…
Çünkü şimdi geriye dönüp baktığımda, yaşadığım o zor günlerin bana yalnızca acı vermediğini görüyorum. Rabbim bana belki de hayat telaşının içinde unuttuğum en kıymetli ibadetlerden birini yeniden hatırlattı:
Şükrü… İnsan ne garip…
Sabah gözünü açar, sıradan zanneder. Yatağından kalkar, yürür, bir bardak suyu kendi eliyle içer, nefes alır, yemek yer, çocuğuna sarılır, sevdiğinin sesini duyar, gece başını yastığa ağrısız koyar…
Ve bütün bunlara “normal hayat” der. Oysa hastane yatağında anlıyorsunuz ki normal zannettiğimiz hayatın içerisinde yüzlerce mucize saklıymış.
Ağrısız geçen bir gece servetmiş. Kendi başına ayağa kalkabilmek nimetmiş. Bir bardak suyu rahatça içebilmek, birkaç adım yürüyebilmek, huzurla uyuyabilmek bile başlı başına bir “Elhamdülillah” sebebiymiş.
İnsan bazen sahip olduklarının kıymetini, onlardan biri elinden alınmaya başladığında anlayabiliyor.
Hastane yatağında insanın dünyası küçülüyor. O an tek istediğiniz ağrınızın dinmesi, yeniden sağlığınıza kavuşmak ve sevdiklerinize dönmek oluyor.
Bir de insan, zor gününde kimlerin gönlünde yer tuttuğunu daha iyi anlıyor.
Arayanlar, mesaj gönderenler, ziyarete gelenler, dua edenler, bir haber bekleyenler… Ve her şeyden önce aile…
Bu süreç bana ne kadar çok sevenimin olduğunu da gösterdi. Her birinden Allah razı olsun.
İyi günde kalabalıkların içinde bunu fark edemiyorsunuz.
Kıymetli Cemalnur Sargut Hoca’nın sohbetlerinde üzerinde durduğu bir mana vardır: İnsan kendisini güçlü zannederken aslında kudretin kendisine ait olmadığını idrak ettiğinde, acziyetinin içinden Hakikate yaklaşmaya başlar.
Bu süreçte bu düşüncenin ne kadar derin olduğunu yaşayarak anladım.
Küçücük bir taş… Gözle zor görülecek küçücük bir taş, koca bir insanın bütün düzenini değiştirebiliyor.
İşte “ben” dediğimiz yer belki tam da orada kırılıyor. Ben yaparım… Ben yetişirim… Ben hallederim… Derken bir anda anlıyoruz:
Nefesimizi kendimiz vermiyoruz. Kalbimizi kendimiz attırmıyoruz. Sabaha çıkacağımızın garantisini veremiyoruz. Şifayı dahi kendimiz yaratamıyoruz.
Doktor vesiledir. İlaç vesiledir. Ameliyat vesiledir. Şifa Allah’tandır.
Belki şükür de yalnızca istediğimiz olduğunda “Elhamdülillah” demek değildir.
Bugün çok şükür o hastane odasından çıktım. Şimdi Rabbimden bir dileğim daha var:
O odada öğrendiklerimi bana unutturmasın.
Ağrım geçtiğinde şükrüm geçmesin. Ayağa kalktığımda acziyetimi unutmayayım. Hayat yeniden hızlandığında o hastane odasının sessizliğini unutmayayım.
Sabah sağlıklı uyandığım her günün aslında Rabbimin bana yeniden verdiği bir hediye olduğunu unutmayayım.
Ve sevdiklerime sevgimi söylemek için kötü günleri beklemeyeyim. Çünkü hayat sandığımız kadar uzun değil. Sağlık sandığımız kadar garanti değil. Ve yarın sandığımız kadar bizim değil…
Şimdi bütün kalbimle söylüyorum:
Elhamdülillahi alâ külli hâl… Her hâlimize hamdolsun.
Verdiğine, koruduğuna, öğrettiğine, hatırlattığına hamdolsun.
Rabbim hastane odalarında şifa bekleyen bütün kullarına Şâfî ismiyle şifa nasip etsin.
Rabbim hiçbirimizi sağlıkla ağır bir imtihana tâbi tutmasın. Sağlığımızın kıymetini onu kaybetmeden, sevdiklerimizin kıymetini onları yitirmeden, hayatın kıymetini son nefes gelmeden anlayabilmeyi nasip etsin.
Ve bizleri; nimet geldiğinde şükreden, imtihan geldiğinde sabreden, şifa geldiğinde ise Şâfî’yi unutmayan kullarından eylesin.