İnsanlarda iyi ve kötü ayrımı hiç kolay değil, kötüyü hissedebiliriz ancak öyle hemen bu iyi, bu kötü diye karara varamayız, o kadar çok kriter var ki. Birde insanların öyle göründüğü gibi olmadığını da göz önünde bulundurduğumuzda tespiti son derece zor. Ancak kanımca, iyi insan kimse görmüyorken de doğru olanı yapan, kötü ise çok zaman kimse görmüyorken yanlış yapandır. Her iki özellikli insan, insan olmanın gereği hata yapabilir. Ancak İyi insanlar hatalarını kabul edip, telafi yolunu seçebilirler, kötülerse başkalarını karalayarak kendilerini aklamaya çalışırlar.
Kötüler; ne yazık ki onlar hiçbir şeyin sorumluluğunu tam olarak üstlenmezler. Yanlışlarını görmezler, görseler de bunların bile sorumluluğunu başkasına yüklerler. Onlar yüzlerine vurulursa hatalarını savunur, savunmakla da kalmaz, bunları meşrulaştırırlar. Bence kötüler için bir başka net ayırt edici nokta da şu ki, onlar başkasının canı yanarken hiç rahatsız olmazlar.
Kötü insan, kendi çıkarını, öfkesini, hırsını ya da korkularını başkasının hakkının, huzurunun ve varlığının önüne koymayı alışkanlık hâline getirmiş kişidir. Zarar verdiğini fark ettiği hâlde durmayan, hatasını kabul etmek yerine kendine gerekçeler üreten, vicdanını susturmuş ve bunu normalleştirmiş kişi, kötüdür.
İnsanın kötülüğü doğuştan gelmez, kolay olanı seçmek, hesap vermekten kaçmak, insanları kötü yapabilir. Güç duygusuna kapılmak, korkularını bastıramamak ya da uzun süre merhametten uzak ortamlarda yaşayarak duyarsızlaşmak gibi nedenlerle de kötü olur bazı insanlar. Tabi birde İyi olmak, emek, yüzleşme ve sorumluluk istiyor, kötü olmak ise kolay ve kısa yol. Bazıları, bedelin er geç ödeneceğini bilse bile o kısa yolu seçiyor.
‘’Kötü insan bilerek ve isteyerek zarar veren, üstelik bunu meşrulaştıran kişidir.’’
Kendi çıkarı, korkusu, hırsı ya da öfkesi uğruna başkasına zarar verdiğini bildiği hâlde bundan vazgeçmeyen, üstelik yaptığı zararı haklı göstermek için vicdanını susturup sorumluluğu başkalarına ya da şartlara yükleyen kişi kötüdür.
Bence birilerine faydalı olmak yerine, kendi düzenini korumaya çalışanda kötüdür. Menfaatleri gereği rutinde taraf olmayan ama olağanüstü durumlarda hemen taraf değiştirende kötüdür.
Gücünü kullanırken sınır tanımayan, güçlüye iyi, zayıfa zalim olan, yaptığı kötülüğü açıklayacak cümleler üretmeye başlayan insan kötüdür.
İnsanlara, onlardan faydalanmak niyetiyle yaklaşanlar, İnsanları, ilişkileri, duyguları kullanma çabasında olanlar, herkesi birer kaynak gibi görenler, kaynak akmaya devam ettiği sürece sorunsuz, kaynak kesildiğinde değişenler de kötüdür. Faydalanırlar, hak etmişler gibi kabul ederler, hiç minnet duymadan, alırlar. Çünkü onların zihninde bu yapılan bir iyilik değildir, onlar için bu bir düzen ve bu düzenin gereğidir.
Bazı insanların da korkuları büyüdükçe, ahlakları küçülür. Örneğin kaybetme korkusu, yalnız kalma korkusu, güçsüz görünme korkusu…
Korku, insanı savunma moduna sokar ve savunma bazen saldırıya dönüşür. Bu durum da o insan kötü olabilir ve kötülük yapabilir.
Ve çok tehlikeli bulduğum kötüye açılan kapının kolu gibi gördüğüm bir şey daha var ki o da duyarsızlaşma. Başkasının acısı artık bir şey hissettirmediğinde, tüm iyi değerler, tüm kötü sınırlar silinir.
En acı olan da ne biliyor musunuz? Kötülük çoğu zaman miras gibidir. Sevgi görmeyen, sevgi üretmekte zorlanır. Adalet görmeyen adil olmayı öğrenemez. İnsan bazen büyüdüğü o iklimin dilini konuşur. Ve o iklim kötüyse çıkış kapısı bulunmamış, vicdan susturulmuş sağduyu bertaraf edilmişse, artık o insanda kötüdür. Sürekli adaletsizliğe tanık olan, şiddeti normal gören, merhameti zayıflık sayan bir ortamda büyüyen biri için kötülük ne yazık ki sıradanlaşır.
‘’Duyarsızlık asla masum bir durak değildir, kötülüğe geçişin en konforlu koridoru ya da bekleme salonudur.’’
“Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” cümlesini benimseyen herkes kötülüğe açılan o kapıdan geçmek üzeredir ve o kapıdan bir kez geçen, artık kötülüğün seyircisi değil ortağıdır aynı zamanda. Susarak, görmezden gelerek, alışarak büyütür onu. Ve insan, başkasının acısına sırtını döndüğü anda, kendi insanlığından ilk tuğlayı çekmiş olur.