Gündem, Mesut Özarslan. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in kendisine Whatsapp üzerinden hakaret, tehdit ve iftira içeren mesajlar attığını öne sürerek, CHP’nin Keçiören Belediye Başkanı olarak partisinden istifa etti. Özarslan bu iddiasını kamuoyuyla paylaştı.
Mesut Özarslan’ın bu meseleyi bu şekilde ve bu zamanda gündeme taşıması siyaseten sorunlu gelmedi mi size de?
Eğer iddialar doğruysa, Özarslan’ın hukuki yola gitmesi son derece meşru olmaz mıydı? Şimdi bunu, ülke gündemine taşımak neyin nesi? Bu hiç kurumsal değil, kişisel bir çıkış, öyleyse bize ne?
Şimdi biz sade vatandaşız, ne yapalım, Özarslan’ın elinden tutup, Özel’e götürüp, özür mü diletelim.
Özgür Özel ve Özarslan’ın Whatsapp tartışması şimdi neden ana gündem oluyor?
Bu mesele, neden deliller ortaya konup, hukukla çözülmüyor? İmalı açıklamalar ve medya turu ile ne hedefleniyor? Özarslan haklı bile olsa, bu yolu seçerek kendine de siyasete de zarar vermiyor mu?
Birde eğer bu iddialar kanıtsızsa, delil yoksa birde, bu tavır mağduriyet üretmek gibi okunmaz mı?
Bu tartışma kimsenin hanesine artı değil. Bu biçim, bir hak arama tarzı da değil, bu bir ‘ hikâye yazma’ tarzı. Ve biz bıktık artık siyasette ki bu kavgalı gürültülü hikayelerden. Vatandaşın derdiyle bağ kurmayan bu siyasi kavgalar, kuru gürültü ve saçmalık, artık bizim bunlara tahammülümüz kalmadı.
“Bize ne?” ülkenin Savcısı var, mahkemesi var Hukuk’u var.
Kamera karşısında koskoca adamın “bana şunu dedi” demesi adalet araması değil, algı üretme çabası değil de ne?
Ve vatandaş şunu demez mi size:
“Pazarda domates 60 lira olmuş,
sizin Whatsappta ki tartışmanızdan bize ne!
Tabi temiz siyaset, doğru haber, yerinde eleştiri ne yazık ki iyi manşet olup, alkış toplamıyor, Sert çıkışlar hemen gündem olup, sosyal medyada dolaşıyor onlarda haklı. Muhalefet işini gücünü bırakmış, seçmeni ikna etmek, vatandaşın dertlerine çare aramak yerine, öfkesini bu yolla boşaltmaya çalışıyor.
Siz krizinizi içeride çözemeyin, dilinizi kontrol edemeyin, parti içi disiplininiz olmasın, herkes kendi hikâyesini yazsın, çok merak ediyorum, böyle nereye varacağınızı düşünüyorsunuz? Vatandaşın gündemi bu mu olsun, vatandaş bu gündemle neden meşgul olsun ki? Vatandaş Özarslan’ın elinden tutup, Özel’e gitsin parmak mı sallasın, ne istiyorsunuz siz? Ayrıca yarın‘’ Kendi sosyal ilişkilerini oturtamamış, sorunlarını çözebilmenin yolunu bulamamış biri olarak, bir ilçeye nasıl başkanlık edeceksiniz siz?’’ diye sormaz mı bu halk size….
Ahlaki üstünlük yeri geldiğinde susmayı bilmeyi, provokasyona gelmemeyi, konuşacaksan delille konuşmayı gerektirmez mi?
Gündeminiz ekonomi, gündeminiz sağlık, gündeminiz eğitim olmalı, vatandaşın gelecek kaygısını dillendirmeli bunlara çözüm aramalısınız siz.
Biz sofraların küçülmesi, çocukların beslenememesi, yarının güvencesizliğiyle boğuşurken, sizin siyasetiniz buna cevap üretmeyip whatsap kavgalarına mı girecek.! Sağlıkta randevu sorun, doktor desen öyle, hasta çaresiz…Eğitimde nitelik düşmüş, fırsat eşitsizliği büyümüş, ebeveynler çaresiz. Ekonomide orta sınıf erimiş, gençler valizlerini hazırlamış vize bekliyor. Gelecek her kesim için sisli, her yer de skandal üstüne skandal, bunlar konuşulmasın da, biz sizin kavganıza mı odaklanalım şimdi?
Vatandaş, iktidar ve muhalefetin her geçen gün birbirine benziyor olmasından da sıkıldı artık. Son zamanlarda iktidar ve muhalefet’in siyasetini izlerken hepimizin içinden geçen ortak bir cümle var:
"Biz artık bunları görmek istemiyoruz." ‘’Bizi böyle temsil etmeyin.”
Bize çözümle gelin, rakamlarla konuşun, sakin kalın, gerçekleri görün, çözüm üretin, ülkenin geldiği noktayı görün ve düzeltin, bu yolda harcayın enerjinizi.
Sizde bir görün artık!
Biz anladık siz de anlayın artık, ne sert konuşan güçlü, ne de sakin duran zayıf. Siyasetin dili, aslında sadece siyasetçilerin eseri de değil, biz bu yayınların Sesini kısarsak, bu kanalları izlemeyi bırakıp, bu insanların bu saçmalıklarına ilgisiz kalırsak, kavga videolarını açmaz, hakaret manşetlerini tıklamazsak, bağıranı, algımızla oynayanı, bizi sömüreni izleyip, prim vermez ve başka bir bilince geçersek, ilgi odağı olamayan bu biçimleri kaybolacak, bunların olaylar karşısında ki dili ve tutumları da değişecektir. Sonuçta siyaset salt alkıştan değil, istikrarlı ilgiden besleniyor öyle değil mi?.
Biz izledikçe, paylaştıkça, tepki verdikçe bu uslüplarıyla büyüyorlar. Biz “Bu dili meşrulaştırmıyoruz demeliyiz.” artık.
Toplumsal dönüşüm böyle başlar: reddederek.
Sürekli sertlik sergileyen bu siyasetleriyle, ikna edemediğini bastırıyor, yönetemediklerini düşmanlaştırıp, ötekileştiriyorlar. Gürültüyle beslenen, kavgayı siyaset sanan, Lideri baba figürü gibi görmek isteyen “Vur, yık, sustur” dilinden güç devşiren bir kesim de var tabi bunlarda yüksek sesli ama algıyı domine ediyorlar, gerçekleri değil.
Siyasette bu kavgalar izleyen için bile yorucu, itici ve çözümsüz. Vatandaş olarak biz, sakin, dürüst, çözüm odaklı, mütevazı tartışmalara tanık olmak istiyoruz artık.
Gürültülü, bağıran, hakaret eden, her lafa cevap veren ama güven vermeyen siyasetçiler görmek istemiyoruz. Artık kimsenin umurunda değil ki, kim kime ne dedi, kim kiminle kavgalı. Vatandaş sorunları nasıl çözeceğinizi duymak ve görmek istiyor. Mevcut siyasi kadrolar, mevcut dil, mevcut reflekslerle bunun olamayacağını sade vatandaş biliyor sizde bir görün artık …
Buda olmadı!
Vatandaş kavga değil çözüm bekliyor, bağırmayan, hakaret etmeyen, yalansız dolansız, rakamla, planlarla konuşan, tutarlı siyasetçiler istiyor. Vatandaş artık gaza gelmiyor, boş vaatler de duymak istemiyor. Yıllardır süren ve artık bizi çok yoran bu sürekli düşman üreten, sertliği güç sanan, hesap vermeyen ama her yerde hesap soran bu siyaset dili de değişsin artık…
Siyasette kullanılan bu dil sadece sözlerden ibaret değil çünkü artık davranışta üretiyor. Sürekli ötekileştiren, hedef gösteren, aşağılayan bir dille önce zihinsel şiddet normalleşiyor, ardından sosyal bilinç değişiyor, en sonunda fiziksel şiddet olağanlaşıyor. İktidarın sert, kutuplaştırıcı üslubu zaten yıllardır yordu bu toplumu, bir umut Muhalefetten beklenen, bu dili çoğaltmaları değil başka bir yol mümkün demeleriydi ki, görüyor olduğumuz üzere bu da olmadı.
"Benim hayatım bu kadar zorlaşmışken, sizin kavganız neden ana gündem?"
Dün, bugün, kişisel polemiklerin, mesajlaşma kavgalarının, ülkenin gerçek gündeminin önüne geçmesi çok sinir bozucu ve trajikomik.
Oysa gerçek gündem bambaşka, örneğin Domates 60 lira…
Vatandaş haklı olarak soruyor:
"Benim hayatım bu kadar zorlaşmışken, sizin kavganız neden ana gündem?"
Bu ve benzer sorular cevapsız kaldıkça, umutlarımız tükenecek.
Bu olanları beslememek olacaklara prim vermemek, biz vatandaşların refleksi haline gelmeli artık. Gürültüyü izlememek, paylaşmamak, hakareti güç sanmamak örneğin. Öfkeyle değil, sorgulayarak tepki vermek, çözüm üreteni dinlemek ve desteklemek.
Yeri geldiğinde, bizi böyle temsil etmeyin" demekten çekinmemek gerek.
Biz şu an tam oradayız. Çünkü bugün bu ortamı eleştirmek ve reddetmek aslında
Kendimizi korumaktır, çocuğumuzu korumak, yarınlarımızı korumaktır.
Sürekli, vatandaşın sorunlarını görmezden gelmek, mütemadiyen gündem değiştirmek, düşman gösterilerek, hedef haline getirilerek, aşağılayarak yapılan bu siyaset, alkışlayanını şu noktaya taşır. “Bunlara her şey yapılabilir’’. Net.