Kadının son cümlesi kulaklarımda "ölmek istemiyorum" Bir insanın her şeye rağmen hayatta kalmak istemesi, dipdiri hafızamda...

Yüreğimizde derin acılar, kulağımızda bu sözler, katledilen, tacize uğrayan kadınlar, evladını kaybetmiş, ona sarılan kadın resimleri zihnimizde…Sizce biz, dünya kadınlar gününü kutlayabilir miyiz?

8 Mart; Birçok yerde, kadınlara çiçekler verilecek, birçok platformda onların ne kadar kıymetli olduğundan ve haklarından söz edilecek. Güzel mesajlar alacak kadınlar, onlara "kadınlar günün kutlu olsun" denecek.

Acı, çok acı bir gerçek var hayatımızda, yılda bir gün kadınlar günü kutlanıyor ama her gün kadınlar başka başka yerlerde hayatta kalma mücadelesi veriyor artık.

8 Mart'ın hikayesi de bir kutlama değildi zaten.1908 yılında New York’ta bir tekstil fabrikasında çalışan kadın işçiler, daha insanca çalışma koşullarına kavuşmak umuduyla greve çıktılar. Kapılar üzerlerine kilitlendi...Yangın çıktı.129 kadın içerde yanarak hayatını kaybetti...

Yıllar içinde o yangın unutuldu, üzerine çiçekler kondu, reklamlar yapıldı, kampanyalar düzenlendi, kutlama mesajları çekildi. Derken bugün, bu yangın, bu kadınlar, bu acıların tümü, kapitalist düzene ve bu düzenin kötü emellerine alet oldu.

Oysa bu ülkede hala öyle çok kadın var ki hikayeleri kara, kapkara. O yangının dumanları üzerlerinde hala, onlar yarınlarını göremiyorlar.

Özgecan aslan öldürüldü, Pınar Gültekin, yaşamak istiyordu öldürüldü. Emine bulut’un bir çocuğun gözleri önünde boğazı kesildi...

Son sözleri hala kulaklarımızda "ölmek istemiyorum"...

MESELE KADINLARIN HAYATTA KALABİLMESİ…

Daha geçtiğimiz aydada, onlarca kadın öldürüldü. Canım ülkemde, Türkiye'de. Bu ülkede kadınlar artık, yaptıkları güzel işlerle anılamıyorlar. Ölen kadınlar, katledilen, hayattan koparılan kadınlar, sayılarıyla gündemde. İstatistikleri yapılıyor ölümlerinin. Bu ülkede yaşayan kadınlar değil, ölen, öldürülen kadınlar konuşuluyor. Bugün geldiğimiz noktada kadın cinayetleri haber değil, bir istatistik haline geldi. Bir toplumda, kadınlar isimleriyle değil, sayılarıyla anılıyorsa, orada hayat değil ölüm normalleşmiştir artık. Bir toplum, kadınlarını istatistik olarak saymaya başladığında ölümleri sıradanlaştırır.

Bu ülkede bir kadın, boşanma hakkını kullanabilir, ama boşanırsa öldürülebilir.

Bir kadın “hayır” diyebilir, ama o “hayır” bazen hayatına mal olabilir.

Bir kadın kendi düzenini kurmak isteyebilir, ama bunun bedelini hayatıyla ödeyebilir.

Yani bu ülke de asıl mesele, kadın hakları, bunları kullanıp kullanamadığı değil. Bu ülkede mesele artık kadınların hayatta kalabilmesi.

8 Mart DÜNYA KADINLAR GÜNÜ…

Bir ülkede kadınlar korkuyor ve korkularını saklayarak yaşıyorsa,

Gece eve dönerken kalbi sıkışıyor, korkuyla evine ulaşıyorsa, “ölmek istemiyorum” diye haykırarak hayatını kaybediyor, çocuğunun okulu önünde can veriyorsa, yardım istiyor yardım gelmiyor, bağıra bağıra ‘beni öldürecekler’ diyor ve korunamıyorsa, orada kutlanacak bir şey yoktur…

Bir kadının, hayatta kalabilmek için söylediği son sözün ‘ölmek istemiyorum’ olduğu bir ülkede 8 martı kutlamak! Bilemedim…

Çiçekler gönderilecek, mesajlar yazılacak, yemeklere çıkılacak, sosyal medyada pembe kırmızı kalpler uçuşacak, bir yanda tüm bunlar olurken diğer yanda, bazı kadınlar sadece hayatta kalmaya çalışacak…

Gerçek şu ki, Kadınlar gününü kutlamak için, önce kadınların yaşıyor olması gerekiyor.

Bugün o gün. 8Mart, bir yangının hatırasından doğan acı gün. Yıllar geçti, bugünün üzerine çiçekler bırakıldı, güne özel reklamlar yapıldı, kutlama mesajlarına boğuldu kadınlar yangın ve dumanı unutuldu. Kadınlar hayatlarını korumak için korku içinde yaşıyorlarsa, karanlıksa kadının yürüdüğü yol, aydınlık ve kutlu bir günden de söz edilemez. Kadınlar yılda bir gün kutlanıyor ama her gün sınanıyor. Her gün bir kadının fotoğrafı düşüyor ekrana, bir evin içinde, bir sokak başında, bir parkta, bir arabada bir kadın daha öldürülmüş oluyor. Bu ülkede kadınlar her zaman kutlanmıyor, bu ülkede kadınların çok zaman hayatı sonlandırılıyor.

Bazen suç sadece bir insanın içinde beslenmez, sistemin, düzenin boşluklarından beslenir ve büyür. Bir af çıkar ,bir indirim uygulanır ,bir kapı aralanır .Af kapıları açıldığında bazen sadece mahkumlar çıkmaz, yarım kalmış öfkeler ve kötülüklerde dışarı çıkar.

Adalet eksildiğinde suç ve suçlu güçlenir. Zayıf adalet suça davetiyedir ve adalet yarım kaldığında suç tamamlanır.

Sonra aynı cümleler…

‘Genç yaşta hayattan koparıldı’

‘Talihsiz kadın’

‘Şüpheli ölüm’

Hayır, kadın talihsiz değil, ölüm şüpheli değil, bu bir kader hiç değil, bu bir DÜZEN!

Ve bugün bu yazı kahrolası bu düzene inat yazıldı….