İçerisinde bulunduğumuz ay, sıradan bir ay değil. Ramazan ayı, idrak ve irade, şefkat, empati ve merhamete yoğunlaşılması gereken çok özel bir süreç. Hele ki ekonomik daralmanın bu kadar zirve yapıp, görünür olduğu bir dönemde bu ayın gereklerine çok daha duyarlı olunması gerektiği bir zaman.

Salı akşamı mecliste iftar organizasyonu vardı. Masalar kurulmuş, tabaklar doldurulmuş, oldukça zengin bir menü oluşturulmuş. Görüntüler alınıp, fotoğraflar paylaşıldı. Gülüşler, tokalaşmalar …Ana haberlerde, sizlerle de paylaşacağım o menüyü duyduktan ve o görüntüleri izledikten sonra içimde bir şeyler koptu sanki, onlar adına utandım. Bir sürü soru sıraya girdi zihnimde. O kalabalığı kim ağırladı? Bu menüyü kimler oluşturdu? Nasıl bir zihniyetle bu standart oluşturuldu? Dünya ve ülke gündemi, içerisinde bulunduğumuz bizim için kutsal olan bu ay göz ardı edilerek, böylesi bir organizasyondan nasıl utanılmadı? O sofrada kimler vardı?

Örneğin, o sofrada bir emekli maaşıyla ayın sonunu getiremeyen biri varmıydı? Asgari ücretle ailesini doyurmaya çalışan, kaç baba vardı? Kasabın önünde kıyma ve et fiyatlarına bakıp da buruk uzaklaşan kaç anne vardı o masada? Beslenme çantası doldurulamayan, okul kantininden tost bile alamayan kaç çocuk vardı? Ders Kredisini ödeyemeyen kaç üniversite öğrencisi vardı? İstihdam sağlanamayan kaç işsiz, dışarıda bir çay simit parasını denkleştiremeyen kaç kişi vardı? Ya onları temsil eden ve onların halinden anlayan kaç kişi vardı orada? Kaç kişinin boğazına dizildi bu yedikleri? Kaç kişi utandı bu sofranın zenginliğinden? Kimler biz burada ne yapıyoruz dedi acaba? Ramazan ayı yoksulun halinden anlamak için var ya…İftarlar israf ederek, tıka basa doymak için yapılmaz ya…

Bugün bu ülkede milyonlarca insan, iftar sofralarını bir menü hazırlayarak kurmuyor, bu ülkede insanlar hesap yaparak karnını doyurabiliyor ya da yarı aç sofralardan kalkıyor. Pidemi ,ekmek mi hangisiyle doyar bunun hesabını yapıyor. Makarna yerine pirinç almaktan imtina ediyor bu ülkede insanlar. Evlere, tanesi on liraya gelen hurma giremiyor. Bu ülkenin insanları market kasalarında parası yetsin diye dua ediyor, bu ülkenin insanları ellerinde ki market fişlerini dua gibi okuyor…

OLDU MU ŞİMDİ?

Ve böyle bir tabloda, mecliste neredeyse kuş sütünün eksik olduğu zengin iftar sofraları kuruluyor. Mesele esasında yemekte değil, mesele imaj. Siyasetçiler imajlarıyla takip ediliyor, konuşuluyor, onlara üzerimizde bıraktıkları izlenim ve imajla yakın olunuyor ya da uzaklaşılıyor. Ülkenin bu ekonomik tablosunda, gösterişli iftarlar halkın sofrasına hiç bakmadan kurulan bu masalar bir organizasyon hatası değil, olağanüstü sıkıntılı bir empati yoksunluğudur aslında. Dünya da savaşlar sürerken, Gazze’de çocuklar aç, Ukrayna’da şehirler yıkık, ülkemizde vatandaş umutsuz ve bitkin, insanlar kredi kartı ekstreleri yüzünden intihar ediyorlar. Böyle bir dönemde doygunluk sergilemek hiçte vicdanlı değil. Oysa ramazan, zengini yoksula, yoksulu zengine yaklaştırmak için vardır değil mi? Meclisin iftarı sade olabilirdi. Buraya harcanacak bütçe yoksullara dağıtılabilirdi…Bu toplantıda, halka bizde sizinle aynı çizgide, aynı sofradayız denebilirdi… Bir millet açlık sınırında yaşarken, emekli bin lira daha ikramiye gelsini gözü yaşlı beklerken, onların temsilcilerine böylesi masalar kurulması ve bu masalarda oturtulması oldu mu şimdi?

YENİDEN HATIRLATMAKTA YARAR VAR!

Bu ülkede insanlar sadece ekonomik kriz yaşamıyor, sıkıntı çok. Emekli ilave bin liralık ikramiyeyi umutla bekliyor. Gençler işsiz, iş arıyor ,bulamıyor. Anneler mutfakta hesap makinesiyle dolaşıyor.
Babalar ihtiyaçlarını karşılayamadıkları çocuklarından utanıyor. İnsanlar artık yoksulluğunu gizlemiyor; normalleştiriyor.
Ramazan ayındayız. Zekâtın, fitrenin, sadakanın konuşulması gereken bir aydan söz ediyoruz.
Varlığın paylaşılması, fazlanın ihtiyaç sahibine aktarılması gereken bir aydan…Zekât; artanı vermek değildir, imkanları eşitlemeye çaba sarfetmek bu bağlamda herkesin sorumluluğunu hatırlaması ve elinden geleni yapması içindir. Fitre; aç olanın varlığını görmek ve onun hayatına dokunmaktır Sadaka; insanın kendini vicdanıyla, malıyla, varlığıyla sınamasıdır.

Bugün gerçekten sorulması gereken soru şu:
Bu sofralarda oturanlar, ramazan ve iftar ruhunu taşıyor mu?
Bu ülkede insanlar kredi kartı borcu yüzünden intihar ederken, çocuklar beslenme çantasını eksik götürürken, emekli torununa harçlık veremediği için mahcup olurken, iktidarın ya da muhalefetin fark etmez, temsil makamında oturanların kurduğu sofralar ölçülü olmak zorundadır.

Bugün bu koşullarda gösterişli sofralarda, büyüdüğünü sananların halkın gözünde nasıl küçüldüklerini üzülerek gözledim, bir bilsinler istedim ve üzülerek de yazdım. Hiç olmadı hiç!!!

Çünkü Ramazan, zenginlerin karnını tıka basa doyuracağı, birbirine gülümseyip, bu sofraları rüyasında bile göremeyecekleri göz ardı edecekleri bir ay değildir. Ekonomik olarak zor durumda binlerce emekli, asgari ücretli, öğrenci var, bu insanlar ay sonunu nasıl getireceklerini düşünüp, belediyenin iftar çadırlarında karınlarını doyurmak için kuyruğa girerken, Ankara’ da ki sofraların bu kadar zengin olması ve bu görüntülerin servis edilmesi insanın içini burkuyor. Bu sofralar kişisel bir davet değil, kamu gücüyle kurulan masalardır. O masalarda harcanan her kuruş, ay sonunu getirmeye çalışan insanların vergisiyledir.

Ramazan ayındayız.
Zekâtın farz, fitrenin vacip olduğu bir aydan söz ediyoruz.
Bu ay, fazlayı paylaşma ayıdır; fazlayı sergileme ayı değil.

Zekât yalnızca maldan verilmez, zekât biraz da egodan verilir. Fitre sadece sofraya konmaz;
vicdana da konur. Bugün insanlar hurmanın tanesini sayarken, pidenin gramını hesap ederken,
emekli ek zam haberini gözyaşıyla beklerken, Meclis’te kurulan sofraların zenginliği ister istemez bir soru sorduruyor;

Bu görüntüler, bu ülkenin gerçekliğini mi yansıtıyor ???

KEŞKEK YATAĞINDA ANTRİKOT KONUŞUYORUZ…

Keşke dün gece doyurduğunuz karnınız değil de vicdanınız olsaydı, keşke empati yapabilseydiniz. Büyüyen sofralar değil, küçülen egolar makbuldür, sofranız zengindi ama vicdanlarınız ne yazık ki açlık sınırının altında kaldı …

Salı akşamı Meclis’te kurulan iftar sofrasında servis edilen menü şöyleydi:

----Lebeniye çorbası…
----Bal, kaymak, hurma, gün kurusu, badem, ceviz…
----Beyaz peynir, eski kaşar, pastırma…
----Çiğ köfte, zeytin çeşitleri, mevsim yeşillikleri…
----Karamelize soğanlı avokado favalı enginar…
----İçli köfte ve sebzeli çıtır börek…
----Çilekli, file bademli, narlı salata…
----Keşkek yatağında dana antrikot
----Fındıklı, narlı güllaç…
----Zencefilli sumak şerbeti…

Bu ülkede milyonlarca insan iftarı çorba ve ekmekle açarken, hurmayı taneyle alırken, eti ayda bir görebilirken; temsil makamında kurulan sofranın tablosu buydu.

Ramazan ayındayız.
Fitrenin konuşulması gereken bir ayda, avokadolu enginar konuşuyoruz.
Zekâtın hatırlatılması gereken bir dönemde, “keşkek yatağında antrikot” konuşuyoruz.

Hiç olmadı hiç!