Cumhurbaşkanı, Kocaeli’de düzenlenen gençlik şöleninde kürsüye çıktı ve gençlere umut, birlik, özgüven ve gelecek üzerine uzun uzun konuştu. “Kimsenin sizi yolunuzdan döndürmesine izin vermeyin” dedi, “kifayetsizlere prim vermeyin” dedi. Güzel cümlelerdi. Alkış da aldı. Ama Türkiye’de milyonlarca genç sözlere değil, yaşadığı hayata bakıyor.

Bugün üniversite mezunu gençler işsiz. Çalışan gençler ise asgari ücretle ay sonunu getirmeye çalışıyor. Ev kiraları uçmuş durumda. Bir genç bırakın ev almayı, artık tek başına kiraya çıkmayı bile hayal edemiyor. Bir kahve içmek, konsere gitmek, tatil yapmak bile lüks haline geldi. Gençler gelecek planı değil, “Bu ay nasıl geçecek?” hesabı yapıyor.

Yıllarca gençlere “okuyun, çalışın, başarın” denildi. Onlar da okudu. Diplomasını aldı. Ama karşılığında torpil düzeniyle, liyakatsizlikle, düşük maaşlarla ve umutsuzlukla karşılaştı. Bugün birçok genç, kendi ülkesinde gelecek göremediği için yurt dışına gitmenin yollarını arıyor. Çünkü artık mesele sadece ekonomi değil; mesele umut kaybı.

Gençlere sürekli sabır tavsiye edilirken, onların gençliği sessizce ellerinden alındı. En verimli çağlarını ekonomik krizlerin, belirsizliklerin ve gelecek korkusunun içinde geçiriyorlar. Bugün 20’li yaşlardaki bir genç; araba sahibi olmayı değil, temel ihtiyaçlarını karşılayabilmeyi başarı sayıyor.

Elbette gençlere moral vermek önemlidir. Ama gençlerin asıl ihtiyacı nasihat değil; adalet, fırsat eşitliği ve güven duygusudur. Gençler, çözüm görmek istiyor. Çünkü hayal kuramayan bir gençlik, geleceğe de güvenle bakamaz. Bugün Türkiye’de birçok genç kırgın, yorgun ve umutsuz hissediyor. Bunun sebebini sadece dış güçlerde, muhalefette ya da sosyal medyada aramak gerçeklerden kaçmak olur. İktidarın yıllardır yönettiği bir ülkede, gençlerin yaşadığı sorunların sorumluluğu da doğal olarak yönetimdedir.