Bir belediye hakkında soruşturma haberi duyulduğunda insanların ilk baktığı şey iddianın içeriği değil, belediye başkanının hangi partiden olduğu.

Çünkü toplumda oluşan algı şu: Muhalefetten bir belediye başkanı hakkında iddia ortaya atıldığında soruşturma hızla başlıyor, gözaltılar yapılıyor, belediye binalarında aramalar gerçekleştiriliyor ve süreç ülke gündeminin ilk sırasına yerleşiyor. Ancak iktidar partisine ait belediyelerle ilgili benzer iddialar gündeme geldiğinde zihinde başka sorular oluşuyor:

Aynı hassasiyet gösteriliyor mu?

Aynı hızla harekete geçiliyor mu?

Aynı yöntemler uygulanıyor mu?

Yoksa bazı dosyalar sessizce beklerken, bazıları günlerce televizyon ekranlarından canlı yayınlanan siyasi gündemlere mi dönüşüyor?

Burada kimse belediye başkanlarına dokunulmasın demiyor.

Kimse yolsuzluk iddiaları araştırılmasın da demiyor.

Tam tersine…

Bir belediyede kamu kaynağı kötüye kullanılmışsa, ihale süreçlerinde usulsüzlük yapılmışsa veya vatandaşın vergisi birilerinin çıkarı için harcanmışsa, soruşturma mutlaka yapılmalıdır.

Suçu işleyen kişinin partisi, makamı veya siyasi gücü ne olursa olsun hesap vermelidir.

Ancak hukukun en önemli özelliği seçici olmamasıdır.

Adalet, yalnızca muhalefet belediyelerine karşı hızlı çalışıyorsa toplumun güvenini kaybeder.

İktidar belediyeleri hakkında ortaya çıkan iddialar aynı kararlılıkla araştırılmıyorsa, vatandaşın “Neden bazılarına hiçbir şey olmuyor?” sorusunu sorması da kaçınılmaz hale gelir.

Çünkü hukukta yalnızca adaletin sağlanması yetmez.

Adaletin herkese eşit uygulandığının görülmesi de gerekir.

Bir belediye başkanının muhalefette olması onu suçlu yapmaz.

İktidar partisine yakın olması da onu masum veya dokunulmaz yapmaz.

Siyasi kimlik, soruşturmanın başlamasında da sonuçlanmasında da belirleyici olmamalıdır.

Bugün Türkiye’de tartışılması gereken asıl mesele, belediyelerde soruşturma yapılması değildir.

Asıl mesele, soruşturmaların herkese aynı ölçüde uygulanıp uygulanmadığıdır.

Eğer bir belediyeye yönelik iddia karşısında bütün kurumlar harekete geçerken, başka bir belediyedeki benzer iddialar görmezden geliniyorsa, vatandaşın adalete olan güveni zedelenir.

Bu durum yalnızca muhalefete değil, devletin kendisine de zarar verir.

Elbette belediyeler denetlenmelidir.

İhaleler incelenmelidir.

Kamu kaynaklarının nereye harcandığı araştırılmalıdır.

Yolsuzluk yapan varsa makamına bakılmadan yargılanmalıdır.

Fakat denetim yalnızca belirli partilerin yönettiği belediyelerde yoğunlaşıyorsa, ortaya haklı bir şüphe çıkar:

Acaba sorun gerçekten yolsuzluk mu, yoksa farklı bir siyasi partinin belediye yönetmesi mi?