İnsan, kendi içindeki gürültünün altında çok daha eski bir sessizlik olduğunu fark eder.
Ve o sessizliğin içinde belki de ilk kez gerçekten kendisini duyar.
Tefekkür budur.
Dışarıya bakarak içeriye ulaşmak...
Tabiatı okuyarak kendini okumak...
Sessizliği dinleyerek hakikate yaklaşmak...
Ve sonunda anlamak:
İnsan, kâinatın dışında duran bir seyirci değildir.
O da bu büyük hikâyenin içindedir.
Poyrazlar’ın gölü bunu söylemez.
Ama sen dinlersen...
Sana hissettirir.
Bazı yerler vardır; insan oraya gitmez, kendisine döner.
Poyrazlar Tabiat Parkı da böyledir.
Sakarya’nın telaşından biraz uzaklaşıp, şehrin gürültüsünü ardında bıraktığınızda karşınıza çıkan o göl; yalnızca suyun üzerinde titreşen bir manzara değildir. Poyrazlar Gölü, sanki tabiatın kendi içine tuttuğu büyük bir aynadır.
Ve insan, o aynaya baktığında yalnızca gölü değil, kendisini de görür.
Ağaçların arasından süzülen rüzgârın yapraklarla konuştuğu, gölün yüzeyinde gökyüzünün sessizce çoğaldığı, kuşların uzaklardan gelen seslerinin insanın düşüncelerine karıştığı bir yerdir Poyrazlar.
Burada tabiat gösteriş yapmaz.
Bağırmaz.
Kendisini ispat etmeye çalışmaz.
Sadece vardır.
Belki de güzelliğin en hakiki biçimi budur.
Çünkü insanın yorulduğu şey çoğu zaman hayatın kendisi değil, hayatın içindeki gürültüdür.
Poyrazlar ise gürültüyü susturur.
Şehirde dakikalar saate dönüşürken, Poyrazlar’da saatler bir anın içine sığar.
Gölün kenarında oturup suya baktığınızda, zamanın gerçekten ne olduğunu sorgulamaya başlarsınız. Akıp gidenin yalnızca su olmadığını fark edersiniz.
Zaman da akmaktadır.
İnsan da.
Ömür de.
Fakat tabiat bütün bunlara sessizce tanıklık eder.
Ağaçlar bunu bilir.
Göl bunu bilir.
Rüzgâr bunu bilir.
Belki insan hariç herkes, faniliğin sırrını çoktan öğrenmiştir.
Poyrazlar’ın en büyük güzelliği de burada saklıdır.
Burası insana hiçbir şey anlatmadan çok şey anlatır.
Bir ağacın gölgesinde oturduğunuzda, yıllardır peşinden koştuğunuz bazı şeylerin aslında ne kadar önemsiz olduğunu düşünürsünüz.
Bir kuşun göl üzerinde süzülüşünü izlerken, özgürlüğün neden bu kadar sade olduğunu anlarsınız.
Gölün kıyısında sessizce yürürken, insanın bazen konuşmaya değil, susmaya ihtiyacı olduğunu fark edersiniz.
Çünkü bazı hakikatler kelimelerle değil, sessizlikle anlaşılır.
Poyrazlar’ın sessizliği de sıradan bir sessizlik değildir.
İçinde rüzgâr vardır.
İçinde su vardır.
İçinde kuşların kanat sesi vardır.
İçinde mevsimlerin birbirine bıraktığı izler vardır.
Ve bütün bunların altında, insanın kendi kalp atışları...
Belki de bu yüzden Poyrazlar, Sakarya’nın yalnızca doğal güzelliklerinden biri değildir.
Sakarya’nın hafızasıdır.
Şehrin betonlaşan yüzünün karşısında hâlâ nefes alan yeşil bir hatıra...
İnsana, dünyanın yalnızca binalardan, yollardan, ekranlardan, hesaplardan ve bitmeyen telaşlardan ibaret olmadığını hatırlatan kadim bir sığınak.
Burada gölün üzerine düşen gün ışığı bile başka görünür.
Sabahları başka...
Öğleden sonraları başka...
Akşamüstleri bambaşka...
Güneş gölün üzerine eğilmeye başladığında, suyun üzerinde oluşan o altın renkli sessizlik insana başka âlemlerin kapısını aralıyormuş hissi verir.
Güneş batarken Poyrazlar’ın yüzü değişir.
Yeşil, altına dönüşür.
Mavi, mora yaklaşır.
Göl, gökyüzünü içine çeker.
Ve insan bir anlığına dünyanın bütün kötülüklerinden uzaklaşır.
İşte tabiatın iyileştirici tarafı burada başlar.
Tabiat bize ilaç gibi davranmaz.
Bize unutmayı öğretir.
Bir süreliğine...
Kendimizi unuturuz.
Dertlerimizi unuturuz.
Kırgınlıklarımızı unuturuz.
İnsanların üzerimize bıraktığı ağırlıkları unuturuz.
Sonra yeniden hatırlarız kendimizi.
Daha sakin.
Daha hafif.
Daha gerçek.
Poyrazlar’ın yollarında yürürken belki de insanın en büyük yolculuğu dışarıya değil, kendi içine doğrudur.
Çünkü insan bazen kilometrelerce yol gider ama kendisine ulaşamaz.
Bazen ise bir gölün kıyısında birkaç saat oturur ve yıllardır aradığı cevabı sessizliğin içinde bulur.
Poyrazlar tam da böyle bir yerdir.
Kaçış değil, dönüş yeridir.
Şehrin karmaşasından tabiatın sükûnetine...
Kalabalıktan yalnızlığa...
Gürültüden sessizliğe...
Ve nihayet insandan kendisine...
Poyrazlar Gölü’ne baktığınızda yalnızca suyu görmeyin.
O suyun altında binlerce sessiz hikâye olduğunu düşünün.
Üzerinden geçen rüzgârın kim bilir kaç insanın hüznüne, sevincine, aşkına ve yalnızlığına şahit olduğunu...
Kaç çocuk burada ilk kez gölün maviliğine bakıp hayran kaldı?
Kaç sevgili bu kıyılarda yan yana yürüdü?
Kaç insan bir ağacın gölgesinde hayatını düşündü?
Kaç kişi burada verdiği bir kararla başka bir hayata başladı?
Bunların hiçbirinin kaydı tutulmaz.
Ama tabiat unutmaz.
Çünkü tabiatın hafızası insanın hafızasından daha eskidir.
Belki de Poyrazlar’ın gerçek büyüsü budur.
İnsana kendisini küçük hissettirirken aynı zamanda hayatın bir parçası olduğunu hatırlatması...
Gölün yanında küçücük kalırsınız.
Ağaçların arasında küçücük...
Gökyüzünün altında küçücük...
Ama gariptir;
İnsan bazen küçüldükçe büyür.
Egosu küçülür.
Öfkesi küçülür.
Hırsı küçülür.
Dünyayı kendi etrafında döndürme arzusu küçülür.
Ve geriye yalnızca insan kalır.
Çıplak, sade ve hakiki...
Poyrazlar işte bunu hatırlatır.
Hayatın bütün karmaşasına rağmen hâlâ bir gölün kıyısında oturup rüzgârı dinleyebileceğimizi...
Bir ağaca yaslanıp gökyüzüne bakabileceğimizi...
Sevdiklerimizle aynı manzarayı paylaşabileceğimizi...
Ve bazen hiçbir şey yapmadan da mutlu olunabileceğini...
Sakarya’nın kıymeti yalnızca şehirlerinde, caddelerinde, köprülerinde ya da kalabalığında değildir.
Onun asıl zenginliği, hâlâ nefes alan tabiatında saklıdır.
Poyrazlar da bu zenginliğin en güzel yüzlerinden biridir.
Çünkü bazı güzellikler fotoğrafa sığmaz.
Bazı manzaralar kelimelerle anlatılamaz.
Bazı yerler ise insanın hafızasına değil, ruhuna kaydolur.
Poyrazlar böyle bir yerdir.
Bir gün yolunuz düşerse, gölün kıyısında biraz durun.
Telefonunuzu cebinize koyun.
Dünyayı birkaç dakikalığına susturun.
Suyun sesini dinleyin.
Rüzgârın ağaçlarla konuşmasına kulak verin.
Gökyüzünün gölde nasıl çoğaldığına bakın.
Sonra derin bir nefes alın.
Belki o anda anlarsınız:
Hayat, bütün karmaşasına rağmen hâlâ güzeldir.
Ve insan, bazen mutluluğu uzak ülkelerde, büyük şehirlerde, kalabalık sofralarda ya da büyük servetlerde ararken; aradığı huzur, aslında Sakarya’nın sessiz bir göl kıyısında onu bekliyordur.
Poyrazlar...
Bir tabiat parkından fazlası.
Bir gölden fazlası.
Bir manzaradan fazlası.
Şehrin içinde saklanmış bir sükûnet mabedi.
Ve belki de tabiatın insana söylediği en eski cümle:
“Yavaşla...
Dinle...
Bak...
Hatırla.
Sen de bu dünyanın bir parçasısın.”

Tank ailesine teşekkürler

Semih Aslanlar