Önceki gece Sakarya'da bazı anaokullarının önünde yaşanan manzarayı görünce, bir eğitim meselesinden çok daha büyük bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu düşündüm.
Henüz okul kapıları açılmadan, daha mesai saati gelmeden veliler okul bahçelerinde kamp kurmuş. Kimisi sandalyesini getirmiş, kimisi battaniyesini... Yetmemiş, kendi aralarında liste hazırlayanlar bile olmuş. Sebep ise tanıdık...
"Çocuğum sabahçı değil öğlenci olsun."
"Üç yaş kontenjanından yararlanalım."
Peki ya diğer çocuklar?
Peki ya gece boyunca okul kapısında bekleyemeyen anne-babalar? Çalışanlar, hasta yakını olanlar, yaşlısına bakanlar, maddi imkânı olmayanlar... Onların çocuklarının hakkı ne olacak?
Toplum olarak hak aramakla hak yemek arasındaki çizgiyi giderek kaybediyoruz.
Eskiden insanlar torpil arardı, şimdi sırayı işgal ediyor. Üstelik bunu öyle normalleştirmişiz ki, kimse yaptığına utanmıyor. "Ben erkenden geldim, hakkım." Hayır efendim... Okul saat dokuzda kayıt alacağını açıklamışsa, gece yarısından itibaren bahçeyi işgal etmek hak değil, fırsatçılıktır.
Daha acısı, bunu çocuklarımız için yapıyoruz.
Çocuğuna daha iyi bir eğitim vermek isteyen anne-babayı kimse eleştiremez. Her ebeveyn evladı için en iyisini ister. Ama çocuğuna ilk ders olarak "Başkalarının hakkını çiğnersen öne geçersin." anlayışını vermenin adı fedakârlık değildir.
Biz çocuklara adalet, eşitlik, empati ve ahlak öğretmeye çalışıyoruz. Sonra daha okulun kapısından içeri girmeden onlara tam tersini gösteriyoruz.
O çocuklar büyüdüğünde trafikte emniyet şeridini kullanan, hastanede sıraya kaynak yapan, kamu malını kendi malı gibi gören bireyler olursa buna şaşırmayacağız. Çünkü ilk örneği evlerinde ve okul kayıt kuyruğunda gördüler.
Bir başka düşündürücü nokta ise velilerin kendi aralarında liste yapması...
Siz kimsiniz?
Bir kamu okulunun kayıt düzenini belirleme yetkisini size kim verdi? Devletin yapacağı işi kendi aranızda organize etmek hangi cesaretin ürünü?
İyi niyetle yapılmış olsa bile bu görüntü, devlet düzenine olan güveni zedeleyen yanlış bir davranıştır.
Asıl sorgulanması gereken sadece veliler de değil.
Eğer insanlar gece yarısından okul önüne gelme ihtiyacı hissediyorsa, demek ki kayıt sistemi güven vermiyor. Demek ki "Geç kalırsam çocuğum açıkta kalır." endişesi hâkim. Eğitim yöneticileri de bu tabloyu görmeli ve kayıt süreçlerini dijital başvuru, kura ya da adaleti sağlayacak başka yöntemlerle yeniden düzenlemelidir.
Ama hiçbir sistem kusuru, bireysel bencilliği meşrulaştıramaz.
Bir çocuğun geleceğini düşünürken onlarca çocuğun hakkını görmezden geliyorsak, ortada sadece bir kayıt telaşı değil, ciddi bir vicdan sorunu vardır.
En acısı da şu...
Çocuklarımızı okula göndermeden önce onlara dürüst olmayı öğütlüyoruz. Sonra okul kapısında dürüstlüğün değil, uyanıklığın kazandırdığı bir düzen kuruyoruz.
Bence bu manzaradan utanması gereken sadece okul bahçesinde sabahlayanlar değil; bu davranışı normal gören hepimiziz.