Meclis’ten bir yasa daha geçti.

Ceza sınırları değişti, bazı suçlarda yaptırımlar ağırlaştırıldı, “suça sürüklenen çocuk” ifadesi kaldırılıp yerine “adli süreçteki çocuk” tanımı getirildi. Çocuğun ulaşabileceği şekilde silah bulunduranlara da 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasının önü açıldı.

Peki şimdi ne olacak?

Çocukların elindeki silahlar bir anda kaybolacak mı?

Sokaklarda çocukların birbirine silah doğrultmasının önüne yalnızca ceza artırarak geçebilecek miyiz?

Ya da daha acı bir soru soralım:

Öldürülen çocukları bu yasa geri getirecek mi?

İşte meselenin asıl can alıcı noktası burada.

Bir yasa çıkarmak önemlidir. Devletin suç karşısında caydırıcı olması, çocukların korunması ve adalet sisteminin güçlendirilmesi gerekir. Ancak çocukların suça karıştığı noktaya gelene kadar neler yaşandığını konuşmadan yalnızca cezaları artırmak, sorunun görünen kısmıyla mücadele etmekten öteye geçmeyebilir.

Çünkü elinde silahla gezen çocuk, o silahı kendi kendine üretmedi.

O silah bir yerden geldi.

Birileri sattı, birileri taşıdı, birileri sakladı, birileri göz yumdu.

Ve belki de en önemlisi, bir çocuk o silaha ulaşana kadar devletin, ailenin, okulun ve toplumun radarından nasıl çıktı?

Çocuğu suçtan sonra görmek yetmez

Çocuk adalet sisteminin en önemli amacı yalnızca suç işleyen çocuğu cezalandırmak olmamalı.

Asıl mesele, çocuğu o suça götüren yolu daha başında görebilmek.

Okula gitmeyen çocuk kim?

Sokakta geceleri dolaşan çocuk kim?

Şiddet gören çocuk kim?

Ailesiyle ciddi sorun yaşayan çocuk kim?

Uyuşturucuyla tanışan çocuk kim?

Çetelerin veya suç örgütlerinin ağına düşen çocuk kim?

Elinde silahla sosyal medyada görüntü paylaşan çocuk kim?

Bu soruların cevabını suç işlendikten sonra ararsak çok geç kalmış oluruz.

Çünkü bazı çocuklar için adliye kapısı, devletin onları ilk kez gerçekten fark ettiği yer haline gelmemeli.

Silahı çocuğun elinden almak yetmez

Yeni düzenlemede, gerekli özen gösterilmeden muhafaza edilen silahın çocuk tarafından ele geçirilmesi halinde yaptırım öngörülüyor.

Bu önemli.

Ama yeterli mi?

Bir çocuğun eline silah geçmesini engellemek için silah sahibine ceza vermek kadar, o silahın çocuğa nasıl ulaştığını da sorgulamak gerekiyor.

Mahallede silahlar nereden geliyor?

Ruhsatsız silahlar kimlerin elinde?

Çocuklar bu silahlara nasıl erişiyor?

Suç örgütleri çocukları nasıl kullanıyor?

Sosyal medyada silahı, şiddeti ve suçu özendiren içeriklere karşı ne yapılıyor?

Bunları konuşmadan “cezayı artırdık” demek, toplumun vicdanını kısa süreliğine rahatlatabilir ama sorunu ortadan kaldırmaz.

Peki öldürülen çocuklar?

Bir çocuğun hayatını kaybetmesinden sonra en ağır ceza bile o çocuğu ailesine geri getirmiyor.

O nedenle çocuk politikalarının başarı ölçüsü yalnızca “kaç kişiye kaç yıl ceza verildiği” olmamalı.

Başarı;

kaç çocuğun suça bulaşmadan kurtarıldığıyla,

kaç çocuğun eline silah geçmeden fark edildiğiyle,

kaç çocuğun okulda tutulduğu ve kaç ailenin desteklendiğiyle ölçülmeli.

Çünkü çocuk suç işlediğinde yalnızca çocuk değil, aslında toplum da alarm vermiş demektir.

“Adli süreçteki çocuk” demek yetmez

“Suça sürüklenen çocuk” ifadesinin değiştirilmesi elbette tartışılabilir. Kullanılan dil önemlidir.

Ancak kelimeleri değiştirmek çocukların hayatını değiştirmiyor. Bir çocuğa “adli süreçteki çocuk” dediğimizde onun neden o sürece girdiğini de konuşmak zorundayız.

Çünkü kelime değişebilir. Ama çocuğun yaşadığı yoksulluk değişmiyorsa, aile içindeki şiddet değişmiyorsa, eğitimden kopuş değişmiyorsa, uyuşturucuya erişim değişmiyorsa, sokaktaki suç ağı değişmiyorsa sorun yerinde duruyor demektir.