Bazen bir insanın yaptığı küçücük bir iyilik, koca bir toplumun vicdanına tutulmuş aynaya dönüşür.

Geçtiğimiz günlerde Burak öğretmenin hikâyesiyle karşılaştım. Sakarya Üniversitesi Devlet Konservatuvarı mezunu, ses ve piyano eğitimi veren genç bir öğretmenimizin hikâyesiyle…

Ama beni etkileyen ne aldığı eğitimdi ne de mesleğindeki başarısı.

Beni derinden sarsan, küçük yaşta babasını kaybetmiş bir evladın, babasının hatırasını başka çocukların geleceğinde yaşatmak için verdiği mücadeleydi.

Burak öğretmen, “81 İl 81 Kütüphane” projesiyle Türkiye’nin dört bir yanında, imkânları kısıtlı köy okullarında çocukları kitaplarla buluşturmaya çalışıyor. Bugün altıncı okulun kütüphanesi için emek veriyor. Bu proje tamamlandığında geriye 75 il kalacak.

Dile kolay…

Bir insan, hiçbir kişisel menfaat beklemeden, hiç tanımadığı çocuklar okusun, öğrensin, hayal kursun, geleceğe umutla baksın diye kendi hayatından zaman ayırıyor, emek harcıyor, mücadele ediyor.

Ve ben bu hikâyeyi öğrendiğimden beri kendi kendime aynı soruyu soruyorum:

Biz nasıl bir toplum olduk ki bir insanın karşılıksız iyiliği bizi bu kadar derinden etkiler hâle geldi?

Birileri çocukların geleceğinden çalarken, bir öğretmen o geleceği kitap kitap yeniden inşa etmeye çalışıyor.

İşte insanın boğazını düğümleyen tam da bu tezat!

Bir düşünün…

Bir insanın hayattaki en büyük hedefi daha fazla para, daha büyük ev, daha lüks otomobil, daha gösterişli bir hayat olabiliyor. Üstelik bütün bunlara ulaşırken kimin hakkını yediğini, kimin emeğini sömürdüğünü, kimin sofrasından eksilttiğini umursamıyor.

Başka bir insan ise belki ömrü boyunca hiç görmeyeceği bir çocuğun kitap okurken yüzünde oluşacak tebessümü kendisine kazanç sayıyor.

Şimdi soruyorum: Hangisi gerçekten zengin?

Bankasında milyonları olup vicdanında bir kuruşluk merhamet taşımayan mı?

Yoksa cebindekini, zamanını, emeğini hiç tanımadığı çocukların geleceğine adayabilen mi?

İşte Burak öğretmenin hikâyesi beni bu yüzden bu kadar etkiledi. Çünkü onun mücadelesinde yalnızca kitap yok.

Vefa var. Merhamet var. İnsanlık var.

Ve belki de en önemlisi, kaybettiğimiz değerlerin hâlâ birilerinin yüreğinde yaşadığına dair kocaman bir umut var.

Küçük yaşta babasını kaybeden bir çocuk büyüyor. Hayata tutunuyor, öğretmen oluyor. Belki babasına anlatmak istediği yüzlerce başarısı, paylaşmak istediği binlerce mutluluğu oluyor.

Ama babası yanında değil. İşte o evlat, içinde taşıdığı baba özlemini bir iyiliğe dönüştürüyor.

Babasının adını yalnızca bir mezar taşında değil, çocukların okuduğu kitapların sayfalarında yaşatmayı seçiyor.

Ne kadar büyük bir vefa! Ne kadar derin bir sevgi!

Bazı evlatlar babalarından servet miras alır. Bazı evlatlar ise babalarının hatırasını insanlığa miras bırakır.

Burak öğretmen bana tam da bunu düşündürdü.

Bir gün o köy okullarından birinde küçücük bir çocuk, hayatında ilk defa eline aldığı bir kitabın sayfalarını çevirecek.

Belki o kitap sayesinde doktor olmaya karar verecek. Belki öğretmen olacak. Belki bir bilim insanı, bir yazar, bir mühendis…

Belki de yıllar sonra kendisi gibi imkânsızlıklar içinde büyüyen başka bir çocuğun elinden tutacak. Ve bütün bunların başlangıcında, babasının hatırasını yaşatmak isteyen bir öğretmenin emeği olacak.

İnsan bundan daha büyük nasıl bir miras bırakabilir?

Siz bu ülkenin hâlâ güzel insanları olduğunu hatırlatıyorsunuz.

Ve en önemlisi, babanıza duyduğunuz özlemi başka çocukların yarınlarına umut olarak taşıyorsunuz.

Dilerim bir gün 81’inci kütüphanenin kapısını açtığınızda, raflardaki kitaplara bakıp babanıza içinizden şöyle seslenirsiniz:

“Baba, bak… Senin hatıran artık 81 ilde, binlerce çocuğun kalbinde yaşıyor.”

Unutmayalım; bir çocuğun geleceğini çalmak da mümkündür, o geleceğe ışık olmak da…

Burak öğretmenim, bir gün o köy okullarından birinde bir çocuk, çantasından bir kitap çıkarıp “Baba, bugün ne okudum biliyor musun?” derse, o evdeki sohbetin bir ucunda da sizin babanız olacak.

Babanızın ruhu şad olsun öğretmenim.

Ah Burak öğretmen, ah… Ne acı değil mi?

Bir ülkede iyilik haber değeri taşıyacak kadar azalmışsa, asıl sorgulamamız gereken iyilik yapanlar değil, hepimizin vicdanıdır.

Tercih bizim.

Vicdan bizim.

Ve yarın, hepimizin eseridir.