Fındık, bu toprakların sadece bir ihraç kalemi ya da tarımsal ürünü değildir; Karadeniz insanının alnının teri, geleceğe dair tek umududur. Ancak ne yazık ki, yıllardır aynı senaryonun farklı perdelerini izlemekten, üreticinin hakkının piyasa oyunlarına kurban edilmesini seyretmekten yorulduk.
Rekabet Kurumunun fındık alım ve satımında faaliyet gösteren dev aktörler hakkında başlattığı son soruşturma, fındık piyasasında bir süredir sinsi sinsi büyüyen o tekelci gölgeyi ve piyasa manipülasyonu şüphelerini yeniden gözler önüne serdi. Soruşturma aşaması tek başına bir suçluluk ilanı olmasa da ortaya saçılan iddialar ve taahhüt metinleri bile serbest piyasa adı altında nasıl bir adaletsizliğin hüküm sürdüğünü anlatmaya yetiyor.
Masadaki iddialar son derece ciddi ve yakıcı: Piyasanın dev oyuncularının fındık alım fiyatlarını ve politikalarını koordineli bir şekilde belirlemesi, yani fiyat oluşumuna doğrudan müdahale etmesi... Türkçesi; rekabeti ortadan kaldırıp üreticiyi tek sesli bir fiyat baskısına mahkûm etmek. Yıllarca serbest piyasa masalı anlatarak üreticinin elindeki ürünü ucuza kapatanların, kapalı kapılar arkasında aynı telden çalması kabul edilebilir bir durum değildir.
İşin daha da düşündürücü tarafı, geçmişte verilen taahhütlerin takip edilme zorunluluğudur. Devletin kurumu Toprak Mahsulleri Ofisinin (TMO) belirlediği referans fiyatın altında alım yapmama, sezonda belli bir tonaj sınırını aşmama ve piyasanın en sıcak olduğu eylül-aralık döneminde asgari düzeyde alım yapma gibi sözler verilmek zorunda kalınıyorsa, oradaki piyasa yapısının ne kadar sakat ve kırılgan olduğu zaten tescillenmiş demektir. Taahhüt verilmiş olması bile, piyasada ne denli devasa bir hakim güç baskısının var olduğunu açıkça gösteriyor.
Fındık piyasası, birkaç küresel ve yerel sermaye grubunun kendi aralarında paslaşarak fiyat belirleyeceği bir oyun alanı değildir. Serbest piyasa, güçlülerin bir araya gelip güçsüzü ezdiği bir düzene dönüşürse, orada ne serbestlikten ne de adaletten bahsedilebilir. Üretici yüksek girdi maliyetleriyle boğuşurken, bahçesine girmeye korkar hale gelmişken; sermayenin fiyat politikalarını "koordine" etme lüksü olamaz.
Rekabet Kurumunun bu adımı, üreticinin hakkının korunması adına kritik bir sınavdır. Temennimiz; sürecin bürokratik bir prosedürden ibaret kalmaması, piyasadaki olası kartelleşme ve fiyat manipülasyonu girişimlerine karşı en sert yaptırımların kararlılıkla uygulanmasıdır. Çiftçinin fındığını yok pahasına toplayıp, küresel pazarda devasa kârlar elde edenler bilmelidir ki; bu ülkenin fındık üreticisi yalnız ve çaresiz değildir. Fındıkta adalet sağlanana kadar bu piyasanın takipçisi olmak, hepimizin vicdan borcudur.