İki oğlum var. Biri ikinci sınıfta, diğeri altıncı sınıfta.
Eğitim konuşulurken benim aklıma önce onlar geliyor. Sonra aynı sıralarda oturan bütün çocuklar. Küçük elleriyle kalem tutan, anlamadığı yerde gözlerini yere indiren, soru sormak için cesaret toplamaya çalışan çocuklar…
Bir babanın kaygısını anlatmak kolay değil. Evladınızın büyüdüğünü görüyorsunuz. Zamanın geçtiğini biliyorsunuz. Onun için alınan kararların hayatında nasıl bir iz bırakacağını düşünüyorsunuz.
Ve içinizden aynı cümle geçiyor: Çocukların kaybedecek zamanı yok.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modelinin düşüncesini değerli buluyorum. Çocuklarımız öğrendiğini anlasın. Sorgulasın. Bilgiyi hayatın içinde kullanabilsin. Bir sorunun cevabını verirken nedenini de anlatabilsin. Modelin eleştirel düşünme ve problem çözme hedeflerini bu yüzden önemsiyorum.
Ama güzel bir hedefin sınıftaki karşılığını da görmek istiyorum. Otuz beş kişilik bir sınıf düşünün. Bir konu anlatılıyor. On dakikalık bir video izleniyor. Sonra başka bir konuya geçiliyor.
Peki geride kim kaldı? Hangi çocuk ilk açıklamayı kaçırdı? Hangisi arkadaşları anladı diye anlamış gibi yaptı? Hangisi elini kaldırmaya utandı?
Bir sınıfın sessizliği, bütün çocukların öğrendiği anlamına gelir mi?
Beni düşündüren, o sessizliğin içinde fark edilmeyen çocuk. Eve geldiğinde defterini açıp nereden başlayacağını bilemeyen çocuk. Birkaç kez zorlandıktan sonra “Ben bunu yapamıyorum” demeye başlayan çocuk.
O cümlenin yerleşmesini istemiyorum. Çünkü bir çocuğun kendine duyduğu güven de en az öğrendiği konu kadar kıymetli.
Videolar elbette kullanılabilir. Teknoloji dersleri zenginleştirebilir. Fakat video bittiğinde çocuğun zihninde ne kaldığını da görmeliyiz. Bir soru sormalı. Bir örnek çözmeli. Kendi cümlesiyle anlatmalı. Yanlış yaptıysa nedenini öğrenmeli.
Öğrenme biliminin güçlü bulguları da bize bunu hatırlatıyor: Bilgiye farklı zamanlarda dönmek ve onu hatırlamaya çalışarak kullanmak, kalıcılığı destekliyor. Çocuğun öğrenmesi için ona yeniden deneme fırsatı vermeliyiz.
Kaynak kitap konusundaki düşüncem de açık. İhtiyaç varsa alınmasını savunuyorum.
Çocuğun öğrendiğini pekiştirmesine yardımcı olacaksa, eksiklerini görmesini sağlayacaksa, öğretmenin takibini kolaylaştıracaksa o kitaba erişebilmesini istiyorum.
Bakanlığın güncel genelgesinde, ücretsiz dağıtılan kaynaklar dışındaki materyallerin okullarda kullandırılmaması öngörülüyor. Ben, gerçek bir öğrenme ihtiyacı ortaya çıktığında nitelikli kaynakların kullanımına imkân verecek bir düzenleme yapılmasını savunuyorum.
Kitabı alamayan aileye destek olalım. O çocuğun eline de aynı imkânı ulaştıralım.
Bir annenin, “Alamadım” derken duyduğu mahcubiyeti de düşünelim. Bir çocuğun arkadaşında gördüğü kitaba sessizce bakışını da.
Eşitliği, her çocuğun öğrenmesine yardım ederek sağlayalım. Öğretmenlerimizi de duyalım.
Otuz beş ayrı çocuğu tanımak, çalışmalarını incelemek, hatalarını fark etmek ve her birine yetişmek kolay mı? Bir eğitim modelinin bütün yükünü öğretmenin omzuna bırakabilir miyiz?
Öğretmenlerimize zaman verelim. Materyal sağlayalım. Kalabalık sınıfların yükünü hafifletecek çözümler üretelim. Çocuğumuza gösterilmesini beklediğimiz ilgiyi mümkün kılalım.
Veliler olarak biz de yalnızca not sormayalım.
“Kaç aldın?” kadar, “Nerede zorlandın?” diye de soralım. Çocuğun anlamadığını söyleyebileceği bir güven oluşturalım. Çünkü yardım isteyebilmesi için önce utanmadan konuşabilmesi gerekiyor.
Maarif Modeli gelişsin. Eksikleri giderilsin. Öğretmenlerin deneyimi, velilerin kaygısı ve çocukların ihtiyacı duyulsun.
Fakat bu süreçte çocuklarımız beklemesin.
Bugün ikinci sınıfta olan oğlum, biz eksikleri tartışırken üçüncü sınıfa geçecek. Altıncı sınıftaki oğlum bir yıl daha büyüyecek. Aynı şey bu ülkenin bütün çocukları için geçerli.
Bizim tartıştığımız her yıl, onların yaşadığı bir yıl.
Ben iki oğlum için ne istiyorsam bütün çocuklar için onu istiyorum. Anlamadığında yardım bulabilsin. Hata yaptığında yeniden deneyebilsin. Bir konuyu öğrenirken kendine olan inancını kaybetmesin.
Yıllar sonra dönüp “Keşke o zaman fark etseydik” demek istemiyorum.
Çünkü çocuk büyür. Sınıf geçer. Takvim değişir. Ama fark edilmeyen bir eksiklik, onunla birlikte büyüyebilir.
Geleceklerini önemsiyorsak, bugün ihtiyaç duydukları desteği vermeliyiz.
Çocukların kaybedecek zamanı yok.