İki oğlum var. Ellerinizden öperler.
Bir gün çocuklarını ellerinden tutup Sapanca kıyısına götürdüklerinde, ceplerinden bir fotoğraf çıkarıp gölü göstermek zorunda kalmasınlar istiyorum.
Bir dedenin torununa anlatabileceği ne güzel şeyler var. Biz onlara bir gölü nasıl kaybettiğimizin hikâyesini mi bırakacağız?
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Sakarya’da Sapanca Gölü Eylem Planı’nı tanıttı.
Nedir bu plan? Altı ana eylem, on iki tedbir ve beş yıla yayılan bir yatırım açıkladı. Şimdi bizim burada bilmeye ihtiyacımız olan şey, bu kararların sahada nasıl ve ne şekilde uygulanacağıdır.
Çünkü resmî açıklamada boş kalan yeri ertesi sabah söylenti dolduruyor. Söylentiyle ne göl korunur ne de bir insan işinin yarınını görebilir.
Bu gölü korumak için atılacak her samimi adımın arkasındayım. Çünkü göl biterse Sapanca biter. Yalnız kıyıda çay içtiğimiz yer eksilmez hayatımızdan. Musluğu açıp çocuğumuza doldurduğumuz bir bardak su da tehlikeye girer.
Bir iş insanı olarak önce kendi tarafıma dönüp şunu söylemek isterim.
Dere taşkın yatağında insan hayatını tehlikeye atan kaçak bir yapı varsa kaldırılmalıdır. Sahibi en yakın dostum da olsa sözüm budur.
Kendi evladımı yağmurlu bir gecede gönül rahatlığıyla yatıramayacağım bir odanın anahtarını, hangi vicdanla başkasının evladına uzatırım?
O kapıya bir gecelik konaklama bedeli yazabiliyoruz. Peki içeride uyuyanın canına kim bedel biçebilir?
Ama gelin, otla samanı da ayıralım artık.
Sapanca’da bir bungalovun kapısı açıldığında kaç eve ekmek girer, hiç düşündünüz mü? Sabah misafirden önce kalkan temizlikçi, kahvaltıya ekmek yetiştiren fırıncı, bozulan şofbeni onaran usta…
Turizm bu ilçenin şahdamarıdır. “Bungalov” deyip tek kalemde geçtiğimiz şeyin ardında, akşam eve dönerken çocuğuna verdiği sözü tutmaya çalışan insanlar var.
Yıllardır ruhsat meselesi bu insanların başında bir balta gibi sallanıyor. Bu insanlar kendi kafalarına göre kurmadı bu tesisleri, yapın dediniz; teşvik ettiniz ve bunun üzerinden milyonlarca paralar aldınız.
Taşkın yatağına kaçak yapı dikenle, ruhsat almak için başvurup şartları yerine getirmeye çalışan insanı aynı kefeye koyamazsınız. Birincisinde gecikmenin bedelini içeride uyuyan misafir öder; ikincisinde ise cevapsızlığın bedelini o işten geçinen herkes.
Devletin sorumluluğu her ikisinde de zamanında karar vermektir.
Bir vatandaşın işini kurala uygun hâle getirmek için hangi kapıyı çalacağını, neyi düzelteceğini ve ne zaman cevap alacağını bilmesi bu kadar mı zor?
Bir yerde yapılaşma mümkün değilse sebebiyle birlikte açıkça söylensin. Mümkünse şartları yazılsın. Taşkın riski taşıyan alanların haritası herkesin önüne konsun. Kararın altına kimin imza attığı da hangi ölçüyle karar verildiği de belli olsun.
Vatandaş yarınını bir söylentiden öğrenmek zorunda kalmasın.
Yetkililerimizden sağduyu bekliyorum. O sağduyunun ilk şartı da aynı dereye, kıyısındaki mülkün sahibi kim olursa olsun, aynı gözle bakmaktır.
Biz vatandaşlara da biraz vicdan muhasebesi düşüyor.
Komşumuzun dereye ördüğü duvara kızarken kendi bahçemizin sınırını suya doğru bir karış ilerletiyorsak bu gölü kimden koruyacağız?
Ben Sapanca’nın suyunu da ekmeğini de savunuyorum. Suyunu savunurken tehlikeye göz yuman kim varsa karşısında dururum. Ekmeğini savunurken de yılların emeğine bir söylentiyle hüküm verilmesine razı olmam.
Ben oğullarıma, “Bir zamanlar burada çok güzel bir göl vardı,” demek istemiyorum.
Kıyıya vardığımızda taş sektirsinler istiyorum. Dönüşte fırından sıcak ekmek alalım. Fırıncının da yüzü gülsün.
Sapanca için istediğim gelecek, o kadar sade.
Yeter ki bugün, çocuklarımızın gözünün içine bakarak savunabileceğimiz kararlar alalım.
Herkesi sağduyuya davet ediyorum…