Murat İmrağ. Daha 14 yaşındaydı.
Sakarya’da, misafir olduğu bir evde silahla vurularak hayatını kaybetti. Olayla ilgili arkadaşı tutuklandı. Bir çocuğun hayatı bitti; geride bir ailenin ömür boyu taşıyacağı acı kaldı.
Şimdi söyleyin: Biz bu dünyaya nasıl sığacağız?
Çocuklarımızı toprağa verip ertesi sabah hiçbir şey olmamış gibi hayatımıza devam ederek mi? Bir başsağlığı mesajı yazıp vicdanımızı rahatlatabilecek miyiz?
Ben rahatlatamıyorum. Öfkeliyim. Hem de çok.
Çünkü bir çocuğun ölümünü birkaç gün konuşup sonra unutmayı kabul etmiyorum. Çünkü çocukların elinde kitap olması gerekirken silah görmeye tahammül edemiyorum. Çünkü her acının ardından aynı cümleleri kurup hiçbir şeyi değiştirmeyen bu kayıtsızlığa isyan ediyorum.
Bugün acının adı Sakarya. Yarın Aksaray olmasın. Öbür gün Van olmasın.
Şehir değişince acı hafiflemiyor. Soyadı bize benzemeyince o çocuk başkasının çocuğu olmuyor. Bir annenin kapısına ölüm haberi geldiğinde, hepimizin insanlığı o kapıda sınanıyor.
Murat’ın ölümüne ilişkin son haberlerde, 16 yaşındaki şüphelinin olaydan önce yapay zekâya silahların etkileri ve birini öldürmenin cezası hakkında sorular yönelttiği aktarılıyor.
Bu haberin ağırlığını hissediyor musunuz?
Bir çocuk geleceğini düşünmesi gereken yaşta, başka bir insanın hayatına son vermenin hesabını yapmış olmakla anılıyor. Biz de hâlâ hangi telefonun daha hızlı olduğunu, hangi teknolojinin hayatımızı ne kadar kolaylaştırdığını konuşuyoruz.
Teknolojinin büyüklüğünü anlatıyoruz. Peki insanlığımızın küçülmesini ne yapacağız?
Cebimize dünyayı sığdırdık. Birbirimizin acısına kalbimizde yer açamadık.
Çocuklarımızın notlarını soruyoruz. Korkularını soruyor muyuz? Kaç test çözdüğünü biliyoruz. Öfkesini nasıl taşıdığını biliyor muyuz? Telefonuna para yetiştiriyoruz. Yanına oturup onu dinlemeye zaman ayırıyor muyuz?
Ve en yakıcı soru:
Bir çocuk silaha nasıl ulaşabiliyor?
O silah oraya nasıl geliyor? Kim koruyor, kim saklıyor, kim erişimi engelliyor? Bu soruların cevabı başka bir cenazeye kadar ertelenemez!
Çocukların güvenliği yetişkinlerin sorumluluğudur. Bu sorumluluğu “Aklıma gelmedi” cümlesine sığdıramayız.
Evde hakareti normalleştirip çocuktan saygı bekleyemeyiz. Sokakta tehditle üstünlük kurup ona sağduyu öğretemeyiz. Şiddet gösterisini alkışlayıp sonra çocuklarımızın neden saldırganlaştığını şaşkınlıkla soramayız.
Hangi davranışa hayranlık duyduğumuza bakalım. Neyi başarı diye sunduğumuza bakalım. Çocukların yanında kurduğumuz cümleleri bir kez de kendi kulağımızla duyalım.
Birbirimize ne öğretiyoruz?
Susmayı korkaklık, özür dilemeyi zayıflık, merhameti saflık sayan bir anlayıştan nasıl huzur bekliyoruz?
Yeter artık!
Şiddeti “gençlik heyecanı” diye geçiştirmeye de tehditleri “çocuklar arasında olur” diye küçümsemeye de her felaketten sonra sorumluluğu başkasına atmaya da yeter!
Anne babalara sesleniyorum: Çocuğunuzla konuşun. Dinleyin. Hayatında olup biteni tanıyın. Tehdidi, zorbalığı, silah merakını ciddiye alın. Gerektiğinde yardım isteyin.
Eğitimcilere ve yöneticilere sesleniyorum: Çocukların güvenliği, rehberliği ve destek ihtiyacı tören konuşmalarına bırakılamaz. Tehlike işaretleri görüldüğünde harekete geçin. Çocuğu ve ailesini yalnız bırakmayın.
Medya kuruluşlarına, içerik üreticilerine, dijital platformlara sesleniyorum: Şiddeti ilgi toplamak için parlatmayın. Silahı güç, zorbalığı itibar gibi sunmanın sorumluluğunu düşünün.
Adaletin bütün sorumlulukları ortaya çıkarmasını istiyorum. İhmallerin araştırılmasını, delillerin titizlikle değerlendirilmesini, hukukun eksiksiz işlemesini istiyorum.
Ve herkesi sağduyuya çağırıyorum.
Öfkemizi yeni bir nefrete çevirmeyelim. Linç çağrılarıyla başka çocukları hedef göstermeyelim. Bu öfkeyi çocukları koruyacak kararlılığa dönüştürelim.
Bir çocuğu toprağa verdikten sonra söylenen sözler, onu geri getirmiyor. O yüzden sözümüzün arkasına davranış koymak zorundayız.
Ben çocukların hangi silahın ne yaptığını öğrenmesini istemiyorum. Hangi kitabın hayalini büyüttüğünü konuşmasını istiyorum. Bir annenin çocuğunun odasına girerken nefesinin kesilmesini istemiyorum. O odadan kahkaha gelsin istiyorum.
Murat büyüyemedi.
Bizim artık büyümemiz gerekiyor. Sorumluluk alacak, susmayacak, unutmayacak kadar.
Çünkü bir çocuğun tabutunu omuzlamak ağırdır. Onu koruyabilecekken hiçbir şey yapmamış olmanın yükü daha da ağırdır