Sahi…Kahramanmaraş, Adıyaman, Hatay, Mardin, Şanlıurfa sesinizi duyan var mı???

…………

Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa, Hatay, Adıyaman, Adana, Kilis, Osmaniye, Malatya saatler 04.17 gösterirken 7.7 şiddetinde sallanarak uykularından uyanan, bu güzel yurdumun güzel insanları… Bölgenizden gelen haberlerle, bizlerde sarsıldık ve yıkıldık. Ama sizin gibi değil… Bizler evlerimizde, rahat koltuklarımızda oturup, kanallar arasında gezerek şahit olduk sizin büyük acınıza…

 Evet kanımız dondu, çekildi hatta. Ama enkazın altında kurtarılmayı bekleyen, soluk almakta zorlanan, üzerinde ki enkazla parmağını kımıldatmaya çalışan siz gibi değil…

Artçılar ve yeniden olan bağımsız o büyük deprem bizi de çok korkuttu ama enkazdan henüz çıkmış evladını arayan annenin, yaralı eşini taşıyacak güvenli bir yer arayan depremzedenin, enkazının başında yakınlarını çıkarmak için elleriyle taşları oynatmaya çalışan gencin korktuğu gibi korkmadık biz. Kanımız dondu evet ama siz gibi sokakta, soğukta, toz duman,canhıraş,yalınayak,çaresiz ve şokta değildik biz.

…………………………………

Çok üzüldük, korktuk, ağladık. Türkiye’nin her yerinden, el açtık dualar ettik sizin için. Ama uzatıp elimizi, çekemedik sizi o soğuk mezarların içinden. Geçmiş olsun Kahramanmaraş! Geçmiş olsun Adıyaman! Dedik de demekle geçmeyeceğini bilmedik, bilemedik, öğrenemedik biz.

…………………………………………

 Sosyal medyadan taziyelerde bulunduk size, başınız sağ olsun dedik, dedik de sağ çıktığına bin pişman enkazda ki canlarının yanında olmayı tercih eder olduğunuzu da göremedik biz. Elimizde çay bardaklarımızla, ekranlarımızın başında ah vah derken, gerçekte nereye Ah edeceğimizi de bilemedik hiç. Evlerinizin yıkıldığını gördük, ama yıkılanın aslında yuvalarınız olduğunu hissedemedik. Ekranlarda, toz duman saniyeler içinde yıkılan, o binaları gördük de, hayretler içinde kaldık. Dehşete kapıldık ama saniyeler içinde giden hayatları, yok olan bedenleri, toz duman olan hayallerinizi empati edemedik. Hayretler içindeydik ama bir gün bunların yaşanacağını yine öngöremedik.

………………………………………..

 Bugün enkazdan gelen çığlıkları duydu kulaklarımız ama öncesinde yer bilimcilerin, deprem araştırmacılarının çığlıklarını duymadık hiç birimiz.

 Şimdi siz nasıl uyuyacaksınız, başınızı nereye nasıl koyacaksınız hiç düşünmeden, haberlerinizle uykusuz kalışımıza yerindik biz.

 Zamanında yetişemedik. Alet, edavat,kepçe teçhizat bulup gelemedik. Sizin için saniyelerin önemini bilemedik, bir gün bu günün geleceğini ve sizin öleceğinizi bile bile sudan zeminlere, kağıttan evler inşa ettik.

 Sizin, şimdi yatacak yeriniz yok belki ama ya bizim? Bizim ve bu yaşadıklarınıza sebep olanların yatacak yeri var mı?

……………………………………………

 Sağ kalanlarınıza evlerimizi açamadık. Yüzlerce enkazın altında, kurtarılmayı bekleyen binlercenizi,  kurtarmak için yollara dökülemedik… Her çaba vaktinde işe yarar, biz yine beceremedik…

Devlet dedik, Kızılay dedik, AFAD dedik, yardım etsinler diye feryat ettik. Yine bizim dışımızda herkes bir şey yapsın istedik.Biz hareket edemedik…

Depremin derinliği yerin 7 km altında gerçekleşti. Biz hepimiz bir ve tek vücut olup, o kadar derinleşemedik. Telefonlarımıza sarıldık ama size sarılamadık, biz sizin yaralarınızı zamanında saramadık… Özür dileriz Kahraman maraş.

Deprem bu yerleri sarstı, ya vicdanlar? İmkanı varken yapmadıkları yardım yüzünden, en az ayda bir kez gezmek için gittikleri bu yerlere yardım için koşup gitmemekten, iş makinalarını, vinçlerini,kepçelerini böyle bir günde bile parayla kullandırtan, bir battaniyeye bire üç isteyen insanların vicdanlarını sarstı mı? Hayır…Onlar adına da Özür dileriz Hatay!

Şehirler neden yıkıldı? Binalar neden çöktü? İnsanlar neden öldü ?  Binalara konmayan çimentolar, betonlar ve taşlar böyle insanların  vicdanında çünkü…

Onlar sağır, onlar kör.Onlara, ellerinizi vicdanınıza koyun desek de işe yaramayacak, keza onlar hiçbir şey hissetmeyecekler …Onlar yerine de biz özür dileriz Gaziantep!

………………………………….

Siz, bölgemin insanı, biz aynı acıyı yaşadık. Biz, yaralar nasıl ne kadar kanar ve nasıl sarılır biliriz. Biz varlıkta yokluğu, biz kalabalıkta yalnızlığı, biz zamanda zamansızlığı, biz saniyelerin hem ne kadar uzun, hem ne kadar kısa olduğunu en iyi bileniz. Biz vicdanını dilinde, cebinde, midesinde, cüzdanında taşıyanlardan değiliz. Hepimizin yoksul ya da zengin, genç ya da yaşlı, kadın ya da erkek hepimizin ama hepimizin depremzedeler için yapabileceği bir şeyler var… Haydi, öyleyse zaman harekete geçme, zaman birlik olma zamanı. Zaman onlar için iyi bir şeyler yapma zamanı!

Sen bilirsin Sakarya’m ağustos ayında bile enkazın nasıl soğuk olduğunu, sen bilirsin Sakarya’m omzuna dokunan bir elin mucizevi etkisini, sen bilirsin elini tuttuğun sesini duyduğun canının, imkansızlıklar yüzünden  canlı olarak enkazdan çıkarılamadığını, sen bilirsin Sakarya’m sen canınla uğraşırken altının ,parasının ,arabasının derdine düşenleri, sen bilirsin Sakarya’m enkazda yitirdiğin canına ağlarken kırılan reçel kavanozlarını dile getirenleri sen bilirsin…. Yıkılmış binlerce binanın altında kurtarılmayı bekleyen canlarımızın ne hissettiğini sen bilirsin Sakarya’m… Ölmüş de olsa evladını kucağına alabilmiş olmanın sevincini, enkazda bulunamayan sonrasında da hiç haber alınamayan kayıp canların acısını  bilirsin sen Sakarya’m…  

Sanma ki her kalıbın içinde ki insandır, insanı farklı kılan içinde ki merhamettir, vicdandır, imandır. Orada ki kalabalığa aldırma, Haydi sen uyan Sakarya’m…

( Bu birkaç satırı, afetzedelerimize her türlü fedakârlık ve sağduyuyu gösteren, yardımda elinden geleni ardına koymayan, sivil toplum örgütlerimizi, belediyelerimizi ve duyarlı halkımızı tenzih ederek, potansiyelinin farkında olmayanlar için yazdım. Siz ilimizin sağduyulu güzel insanları ve fedakar yöneticileri, Şükürler olsun ki siz varsınız ve iyi ki varsınız…)

 

    AYLİN YÜKSEL