Hep sen mi ağladın, hep sen mi yandın/Ben de gülemedim yalan dünyada/Sen beni gönlünce mutlu mu sandın/Ömrümü boş yere çalan dünyada/Ah yalan dünyada, yalan dünyada/Yalandan yüzüme gülen dünyada…

Yüreğimle dinlediğim, günlerdir dilimde olan bu türkü, günümüz dünyasına bir ayna tutmuyor mu sizce de?

“Ah Yalan Dünya” sözlerinde ki o iç çekiş, dile gelen aldanış ve hayal kırıklığı şu modern dediğimiz hayatın içinde, çok zaman hissettiklerimizi sermiyor mu gözler önüne?

Bugün popüler olan şeyin ertesi gün unutuluyor olması, insanların sosyal medyada birbirine hep “mutlu” görünüp, ama gerçekte içsel büyük bir boşluk yaşıyor olmaları, türkünün “yalandan yüzüme gülen” dizesiyle örtüşmüyor mu?

“Muradım kaldı” sözleri, insanların modern dünyada sürekli daha fazlasını arayıp, tatmin olamamasını çağrıştırıyor mu size de?

Bu türkü hem çok derin bir hüzün hem de büyük bir bilgelik taşıyor duyabilene. Ben dinlerken, insanın içini burkan bir melankoli, yanı sıra “hayatın özünü” hatırlatan bir ders aldım. “Yalandan yüzüme gülen dünyada” satırını ise çok ama çok manidar buldum…

Sanki Neşet Ertaş, bugünün insanına sesleniyor ve sanki burada bize “ bir durun ve düşünün” diyor gibi geldi bana.

Türküdeki “yalan dünya” vurgusuyla, hayatın geçiciliğini hatırlatırken, mal, mülk, şöhret gelip geçici, önemli olan gönül huzurudur diyor aslında. İnsanların gülen yüzleri, mutluluk gösterileri aldatıcı olabiliri vurgularken de,

“Bak sakın sen bunlara kanma, özüne bak” diyor bence. Bugün bu dizeler, başkalarına karşı sahte yüz takınmamayı, içten ve dürüst yaşamayı da öğütlüyor kanımca.

“Ah Yalan Dünya” türküsü, Anadolu insanının yüzyıllardır dile getirdiği bir gerçeği de hatırlatıyor, ‘ölümü’.

Hayatın geçiciliği ve dünyanın aldatıcı yüzünün varlığını vurguluyor sanki her nakaratında tabi anlayana…

Türküdeki “yalandan yüzüme gülen dünyada” dizesi ise İnsanların birbirine sahte gülüşler sunduğu sosyal medya kadar, herkesin mutluluk maskeleri taktığı, günümüz yaşantısına da bir güzel ışık tutuyor.

Dünya malı, şöhret, popülarite, yüzeysel ve samimiyetsiz çıkar ilişkileri o kadar itici, eğreti ve gelip geçici ki… Oysa ne güzeldir samimiyetin içinden geçmek, gerçekliğin peşinden gitmek ve ne güzeldir hayatın içinde tevazu ile sessizce yürümek.

Kalıcı ve güzel olan bunlar değil mi?

Sahi biz hangi ara unuttuk bu değerlerimizi? Son zamanlarda kendi içimize dönüp, çevremizdeki insanlarla gerçek ve samimi bağlar kurmayı neden bu kadar göz ardı ettik?

Sahte gülüşlerin, avam gösterişlerin, boş vaatler ve yapmacık mutlulukların kocaman bir boşluk olduğunu ve bunların içinde kaybolup gideceğimizi öngöremedik mi acaba?

Bu türküyle, gelin yeniden anımsayalım bu değerlerimizi. Bu olmasa da başka bir türkü dinleyelim. Sözlerini irdeleyelim. Türkülerle, türkülerimizle silelim kulaklarımızın pasını, kalbimizin kirini…

Gerçek dostluklar kuralım ve ne olur içten olalım artık. Mala mülke, mevki ve makama değil insana kıymet verelim. Dünya hırslarına kapılmadan, kanaatkâr ve mütevazi yaşayalım ne olur. Gelin, yalan dünyanın en büyük pan zehiri olan sevgiyi ve samimiyeti yeniden hayatımızın merkezine koyalım. Samimiyetsiz, herkesin birbirine bir şeyler ispatlama ve gösterme çabasında olduğu sosyal medyanın sığlığında boğulacağımıza gelin bugün de bir türkünün derinliğinde kaybolalım…

Ah yalan dünyada, yalan dünyada /Yalandan yüzüme gülen dünyada Ne yemek ne içmek ne tadım kaldı /Garip bülbül gibi feryadım kaldı /Alamadım eyvah muradım kaldı /Ben gidip ellere kalan dünyada

Bir tutam hüzün alalım… Öyle bilindik değil ama geçmişin tozlu raflarına sinmiş türden olsun. Üzerine çokça özlem serpelim, şöyle memleket kokulu olsun sonra biraz sabır ekleyelim. Demlenmiş olsun ama, aceleyle değil, uzun yıllar boyu gösterilmiş bir sabır olsun, hasret girsin içerisine biraz, mutlaka evlat sevgisi de olsun, az keder, aşk, bolca aşk olsun öyle gel geçlerden değil, Kerem ile Aslı’ nın, Ferhat ile Şirin’in ki gibi olsun ama.

Az biraz mutluluk katalım birde, çünkü en dertli türkünün içinde bile bizi hayata bağlayacak bir umut saklıdır.

Derken sesi açalım… Bağlamanın teli bu duygularla inlesin, sesinde de yılların yorgunluğu titresin.

“Hep sen mi ağladın…” diye başlasın. Hadi şimdi kulağımızla değil yüreğimizle dinleyelim bu türküyü. Hanidir unuttuğumuz bir şey yapalım;

Hissedelim…

Her mısrasında, her nağmesinde başka bir duyguya yolculuk yapalım. Keza türküler sadece dinlenmez, yaşanır da ayrıca…

Ve tüm samimiyetimizle diyelim ki…

Hep sen mi ağladın /hep sen mi yandın/ ben de gülemedim yalan dünyada/ sen beni gönlünce mutlu mu sandın/ Ömrümü boş yere çalan dünyada/ah yalan dünyada/ yalan dünyada /yalandan yüzüme gülen dünyada…

Aylin yüksel