6 Şubat depremlerinin ardından Türkiye tarihinin en büyük dayanışmalarından birine yeniden şahit olduk. Milyonlarca insan, kıyafetinden erzağına, bağışından enkaz temizliğine kadar depremzedeler için seferber oldu. Kimi bir battaniye gönderdi, kimi maaşını bağışladı, kimi kumbarasını gönderdi, kimi de sosyal medyada gördüğü isimlerin çağrısıyla yardım kampanyalarına destek verdi.
O günlerde birçok kişi, yıllardır oluşturduğu sözde imaj sayesinde güven kazanan Haluk Levent’i sorgulamadan takip etti. Hatta öyle bir atmosfer oluştu ki, bazı isimler devlet kurumlarını yok sayarken, sivil oluşumları tek güvenilir adres gibi göstermeye başladı. AFAD'ın yetersiz olduğu, devletin sahada olmadığı ve bütün bir ülkenin yükünü bir derneğin omuzlarında taşındığı yönünde yoğun bir algı oluşturuldu. Ve maalesef ki bu algıyı sorgulamayan, gerçeği yansıtıp yansıtmadığını araştırmayan bir kesim de algıya destek verdi.
Peki soruyorum, 86.092.186 nüfuslu bir ülkeyi tek başına bir derneğin ayağa kaldırabileceğine inanmak ne kadar mantıklı?
Bu yaşananlardan çıkarılması gereken en önemli ders, kriz zamanlarında aklımızı sosyal medyaya, yalan haberlere, algıya teslim etmemektir. Ünlü olması, milyonlarca takipçisi bulunması veya ekranlarda güven veren bir imaj çizmesi hiç kimseyi sorgulanamaz hâle getirmez.
Kamuoyunu yönlendiren isimler söylediklerini süzgeçten geçirmeli. Maalesef ki deprem zamanında geniş kitleye hitap edip yanlış yönlendirmelerde bulunan birçok isim oldu. Ve bugün o isimler geçmişte yaptıkları o yanlış yönlendirmeler hakkında en ufak bir açıklama yapma zahmeti bile duymuyor. Açıkçası ben o isimlerden açıklama bekliyorum.
Özellikle depremzedelerin ve çoğumuzun unutamadığı bir konuşmayı hatırlatmak isterim. "Deprem bölgesine yaptığımız her şeyi onlar başkaları yapıyor sandı. Sandıktan onu anladık ama…" Yapılan yardımlar karşılıklı mıydı yani? Evleri başlarına yıkılan, saatlerce enkaz altında kalan, aç susuz bir halde yardımlarla yaşamını sürdüren ve hatta şubat soğuğunda dışarıda kalan insanlardan nasıl bir karşılık beklenir? Oylarını sizin istediğiniz kişiye atmaları mı?
Yardımım karşısında seçim hürriyetini isterim!
Türkiye Cumhuriyeti, afet yönetimi konusunda anayasal sorumluluğu bulunan devlettir. AFAD, kamu kurumları, belediyeler, güvenlik güçleri ve diğer resmi kuruluşlar hesap verebilir mekanizmalar içinde faaliyet yürütür. Devletin yaptığı her harcama Sayıştay denetimine, kamu ihale mevzuatına ve yargı denetimine tabidir. Bu mekanizmalar kişilere duyulan güvenin yerine kurumlara duyulan güveni koyan temel unsurdur.
Deprem bölgesine bugün gidildiğinde yükselen konutlar, yeniden kurulan altyapılar, yeniden inşa edilen okullar, hastaneler ve kamu hizmetleri, devletin asıl güvenilir kurum olduğunu net bir şekilde gösteriyor. Milyonlarca insanın yeni evlerine kavuşması, şehirlerin ayağa kaldırılması ve yaşamın normale dönmesi kolay gerçekleşmedi. Bu süreçte elbette sivil toplum kuruluşlarının da önemli katkıları oldu; ancak kalıcı yeniden inşa sorumluluğunu yerine getiren tabiki de devlet oldu. Tüm bu hizmetler de kanlı canlı olarak depremden etkilenen şehirlerimizde kanıt niteliğinde.
Afet zamanlarında ihtiyaç duyulan şey, kutuplaşma değil sağduyudur. Birilerinin siyasi amelleri için "devlet yok" demesiyle devleti yok saymak da, birilerinin "şu kişiye güvenin" demesiyle sorgulamadan hareket etmek de doğru değildir. Güven; kişiler üzerine değil, denetlenebilir, hesap verebilir ve kurumsal yapılar üzerine inşa edilmelidir.