Bazı sözler vardır, söylendiği anda yalnızca bir kişiye değil, bir milletin hafızasına dokunur. Çünkü milletlerin hafızası insanların hafızasına benzemez. İnsan zamanla unutabilir; fakat milletler, bedelini kanıyla ödediği tarihini kolay kolay unutmaz.

Son günlerde Yunan Milletvekili Dimitris Kairidis’e atfedilen birtakım ifadeler sosyal medyada ve bazı haber sitelerinde dolaşıyor. İddiaya göre Türk turistlerin Yunan adalarına gitmesi üzerinden Türk milletinin millî şuuru küçümseniyor; hatta Türk Bayrağı’na yönelik son derece ağır bir saygısızlıktan söz ediliyor. Buna karşılık Kairidis’in geçmişte Türk turistlerin Yunan adalarına gelişini ekonomik açıdan olumlu değerlendirdiği ve vize kolaylığını desteklediği kayıtlarla sabit.

Dolayısıyla meseleyi bir sosyal medya paylaşımının doğruluğundan daha büyük bir yerden ele almak istiyorum.

Çünkü benim asıl itirazım bir kişiden ziyade bir zihniyete.

Türk’ün aklıyla dalga geçmeyin.

Bir Türk’ün Midilli’ye, Sakız’a, Rodos’a, Kos’a gidip tatil yapmasını millî şuur eksikliği zannetmeyin. Bir milletin dünyayı gezmesi, başka toplumlarla ticaret yapması, komşusunun sofrasına oturması kendi vatanına olan bağlılığından hiçbir şey eksiltmez.

Tam tersine, kendine güvenen milletler çekirdeğine kapanmaz.

Bugün Türk turistlerin Yunan adalarına ilgisinin Yunanistan açısından ekonomik değer taşıdığı da saklanan bir gerçek değildir.

İşte tam burada birbirinden ayırmamız gereken iki kavram var: komşuluk ve millî haysiyet.

Fakat barış istemek başka, hafızasız olmak başkadır.

Türk milletinin nezaketini unutkanlık, ticaretini teslimiyet, turizmini millî şuursuzluk olarak okumaya kalkmak büyük bir tarih yanılgısı olur.

Çünkü bizim hafızamızda yalnızca bugünün feribot seferleri yok.

Sakarya var. Dumlupınar var. Büyük Taarruz var. 30 Ağustos var. Ve 9 Eylül 1922 var.

Bir asır önce Anadolu’nun kaderi masalarda değil, milletin iradesiyle değişti. Yunan ordusunun Anadolu’daki askerî harekâtı Büyük Taarruz’un ardından yenilgiyle sonuçlandı ve Türk ordusu 9 Eylül 1922’de İzmir’e ulaştı. Bu tarih bugün iki toplum arasında kin üretmek için değil, Türk milletinin bağımsızlığı söz konusu olduğunda hangi bedelleri göze alabildiğini hatırlamak için bilinmelidir.

Atalarımız o günlerde bize yalnızca üzerinde yaşayacağımız bir toprak bırakmadılar. Bir karakter bıraktılar. Boyun eğmemeyi bıraktılar. Bağımsızlığı başkasının lütfu olarak görmemeyi bıraktılar.

Vatanın tapusunun yalnızca kâğıt üzerinde değil, gerektiğinde uğruna ödenen bedellerle korunduğunu öğrettiler.

Bugün bizlere düşen görev ise onların kazandığı vatanı yeni savaşların içine sürüklemek değil; aynı bağımsızlık şuurunu barış içerisinde gelecek nesillere taşımaktır. Çünkü gerçek millî bilinç sürekli kavga aramak değildir. Gerçek millî bilinç, gerektiğinde neyi savunacağını bilmektir.

Bu yüzden benim cümlem açıktır:

Zamanında işgal kuvvetlerini Anadolu’dan çıkaran atalarımızı unutmasınlar. Türk milletinin sabrını sınamasınlar; bize bir kez daha destan yazdıracak şartları hiç kimse yaratmaya kalkmasın.

Bu söz bir savaş çağrısı değildir.

Tam tersine, tarihten çıkarılması gereken dersin ifadesidir.

Biz artık Ege’de savaş uçaklarının değil, yolcu uçaklarının uçmasını; savaş gemilerinin değil, turist taşıyan feribotların gidip gelmesini konuşmak istiyoruz. Çocuklarımızın birbirlerine geçmişin düşmanlıklarını miras bırakmasını değil, karşı kıyıya korkmadan bakabilecekleri bir gelecek istiyoruz.

Ama bunun yolu tek taraflı saygıdan geçmez. Dostluk karşılıklıdır. Saygı karşılıklıdır.

Bir Yunan vatandaşının bayrağı kendisi için ne kadar kıymetliyse, ay yıldızlı Türk Bayrağı da bizim için o kadar kutsaldır.

O kırmızı rengin bizim gönlümüzdeki karşılığını anlamadan Türk milletini anlayamazsınız.

Millî şuur pasaport kontrolünde bırakılan bir eşya değildir.

Fakat bir şeyi daha biliyoruz:

Vatanın değeri, kaybetme tehlikesi ortaya çıktığında anlaşılacak bir şey değildir. Bayrağın değeri de yalnızca gönderden indirilmeye çalışıldığında hatırlanmaz.

Biz onu her gün hatırlarız. Çocuklarımıza da hatırlatırız.

Tarihin sözü olsun:

Biz dostluğun kıymetini biliriz. Barışın değerini biliriz. Komşuluğun hukukunu biliriz.

Ama atalarımızın hangi şartlarda bu vatanı bize bıraktığını da çok iyi biliriz.

Türk’ün aklıyla dalga geçmeyin. Türk’ün hafızasını küçümsemeyin. Ve Türk’ün bayrağına uzanmayı aklınızdan dahi geçirmeyin.

Çünkü biz yeni destanlar yazmak için savaş arayan bir millet değiliz.

Fakat gerektiğinde destan yazmayı unutan bir millet de hiç olmadık.