Son zamanların insanı en çok hayretler içinde bırakan ve gündemimizi uzun süre meşgul etmesi gerektiğine inandığım bir konudan bahsedeceğim.

İzmir’de zıplayan Yahudiler var!

Geçtiğimiz hafta İzmir’deki bir Musevi mezarlığının yanında, bir grup yahudi, Netenyahu’nun seçimi kazanamamasını zıplayarak kutladı. Zıplayan insanların görüntüsüne çok aşinayız aslında. Türkiye’deki bazı sözde sanatçıların konserlerinde ülkenin seçilmiş cumhurbaşkanını zıplayarak protesto ediyorlardı. Oradan hatırımızda…

Konumuza dönecek olursak, daha bu görüntüleri anlamlandıramamışken İstanbul’da yine bir grup yahudi, trafikte karşılaştığı bir Türk vatandaşına “Allah-u Ekber” diyerek İslamı aşağılayıcı hareketler sergiledi. Aşağılayıcı diyorum çünkü yıllardır süre gelen “Her Allah-u Ekber diyen teröristtir” algısının gayet farkındayız. Gerek Hollywood gerek yerli dizi ve filmlerde her Müslümanın terörist ve yobaz gibi gösterilmesinin ürünüdür işte bu algı. Allah lafzının da bir yahudinin söylemesiyle kirlenmeyeceğini gayet iyi biliyoruz ama insan irite oluyor elbette.

Peki bu grup Allah-u Ekber derken kime terörist demek istedi?

Türk milletine mi?

Eğer durum buysa bunun yaptırımı olmayacak mı?

Soykırımı kendilerine hak gören bu kavmin akıllanmayacağını zaten biliyorduk.

Bizi şaşırtan bunların Türkiye’de elini kolunu sallayarak, kendi kavimlerinin sembolik kıyafetleriyle dolaşırken; biri tanır mı? tepki alır mıyız? korkularının olmaması.

Türkiye her dil, din ve ırktan insanın özgürce gelebileceği bir ülke elbette. Lakin burada durum farklı. Katil bir milletin varlığından söz ediyoruz. Kana susamış, insanların topraklarını, evlerini çalan ve tüm bunların kendilerine vaat edildiğini savunan bir millet…

İsrail'in uluslararası alanda uzun zamandır gördüğü siyasi ve diplomatik koruma, yine kendi gibi kana susamış Batılı müttefiklerinden aldığı destek ve uluslararası yaptırımların sınırlı kalması, bu korkunç özgüvenin en büyük kaynakları.

Gazze’de yıllardır süregelen soykırım ve işkencelerin daima sesi olmaya çalıştık. Vicdanı olanlara duyurduk ve elimizden geldiğinde boykota katıldık. “Arap sevicisi” yargısıyla suçlandık. Ama mevzu Araplar değil. Mevzu insanlık. Daha anne karnındaki bebeklerden bastonuyla gezen yaşlılara kadar acımasızca katleden İsrail’e dünya çapında tepkiler yağarken, %90’ı Müslüman olan Türkiye’de ortaya çıkan bu görüntülere bu da neyin nesi demeden duramıyor insan.

Avrupa’da Gazze yürüyüşleri ve Filistin dayanışması Türkiye’den kat be kat büyükken biz Müslümanlara ne oluyor? Elimiz, dilimiz ve gözlerimiz bağlanmış gibiyiz. Dilinden Allah’ı, hakkı, hukuku ve adaleti düşürmeyen insanların ne sosyal medyasında ne de boykotta bir Filistin hassasiyeti göremiyorum. Ama ne zaman gözlerimiz Avrupa’ya dönse protestolarda insanların elinde hep bir Filistin bayrağı var. Çünkü insanlar kimin mağdur ve kimin zalim olduğunu biliyor ve artık çekinmeden sembolleştiriyorlar.

Gazze’ye desteğini esirgemeyen, tek başına Filistin bayrağıyla Japonya sokaklarında mazlumların sesini duyurmaya çalışan Yusuke Furusawa’yı da unutmamak gerekir. Tüm engellemelere rağmen ayakta durmaya devam ediyor. Yüreğine sağlık Furusawa!

Güneş doğuyor yani, Batı’dan…

Bir zamanlar adaleti güçlü, mazlumun dostu olan, haksızlığa fırsat vermeyen eski Türk milletinden umarım kırıntı kalmıştır içimizde.