Sıradan, güneşli bir gündü. Şehir rutin sabahlarından birini yaşıyordu. Trafik her zaman ki gibi akmıyor, çocuklar uykunun verdiği ağırlık sebebiyle asık yüzleriyle okuldaki sıralarında oturup öğretmenlerini bekliyordu. Bütün her şey sakin ve rutinliğiyle devam ederken gökyüzünde büyük bir ışık süzmesi görüldü. Sanki şehrin üzerinde beşten fazla güneş aynı anda var olmuş gibi bir görüntü oluşmuştu. Parlaklık ve ışıktan dolayı binalarda bulunanlar camdan dışarıya, dışarıda olanlar ise bakamıyorlardı.

Büyük bir gürültü ile ışık süzmesi yere çakıldı ve ortaya kocaman bir mantar bulutu çıktı. Kısa bir süre sonra da güçlü bir rüzgâr etkisi her yeri yıktı geçti; bazı arabaları yerinden oynattı, binaların camlarını kırdı, insanları uçurup bir yerlere fırlattı. Tam bu anda hayatını kaybedenler de olmuştu. Kısa bir süre sonra şehirde sirenler çalmaya başladığında bir ikinci rüzgâr dalgası daha geldi. Bu ilki kadar yıkıcı değildi fakat etki gücü daha ağırdı. Kısa süre içinde tüm canlıların nefes alışverişini etkiledi.

İnsanlar panik halde bir sağa bir sola savruluyorlardı. Kimisi şehirden kaçmaya çalışıyordu kimisi ne olduğunu anlamaya. Bir kesim ise sadece yakınlarına, ailesine, sevdiklerine ulaşmaya çalışıyordu. Her şey kontrolden çıkmıştı. Hükümet bölgeyi birinci derece acil müdahale bölgesi olarak belirlemişti. Bomba sonrasında da şehre olan giriş çıkışları durdurmuştu. Halkı bilgilendirmek adına anonslar yapılıyor, bölgeye gelen kolluk kuvvetleri halkı sakin olması yönünde uyarıyordu. Ayrıca asayişi sağlamak adına da güvenlik önlemlerini sıkılaştırmışlardı. Bütün bu çabalara rağmen insanlar sakinleşememişti. Bu durumu fırsat bilip dükkânları yağmalamaya çalışan bi’ kesime karışıklık diğer tarafta da şehirden çıkmanın planlarını yapanlar vardı. Tam bir kaos ortamı söz konusuydu. Şehrin giden elektriği henüz gelemediğinden kolluk kuvvetleri haricinde herhangi bir kanaldan bilgi alınamıyordu.

Bu sırada hükümet kanadında da başka acil bir konu görüşülmekteydi. Atılan bombanın atom bombası olduğu bilinmekteydi fakat önemli olan etkilediği bölgenin çapıydı. Bu hesaplandıktan sonra o bölgelere ulaşım tamamen durdurulacak ve bölgede bulunan halkı yatıştırmak için ise farklı stratejiler ve politikalar uygulanacaktı. Hummalı çalışmalar sonunda bombanın etkilediği alanın sadece bir şehir ve irili ufaklı birkaç köy olduğu anlaşıldı. Hükümet bu karar doğrultusunda yapılacakları masaya yatırdı. Ortaya iki seçenek çıktı ve bunun kararını ülkenin başındaki kişi verecekti. Bu hiç de göründüğü gibi kolay bir karar olmayacaktı. Günümüzü, yakın tarihi ve hatta geleceği etkileyecek nitelikteydi. Bilim insanları ve ilgili akademisyenlerin konuya ilişkin önerileri çok detaylı ve miktar olarak fazla değildi. Başkan, iki seçenekten birini seçmek zorundaydı.

Bu iki seçenekler ise; patlama sonrası etkilenmiş bölgedeki insanların yok edilmesi ya da yaşamalarına izin verilmesiydi. Her iki kararın sonucunun da oldukça acı olacağı kesindi.