Takvimler yine o malum günü gösteriyor: 24 Temmuz... Yani Gazeteciler ve Basın Bayramı.

Her yıl olduğu gibi bugün de mesaj kutularımız süslü tebriklerle dolup taşıyor. Siyasetinden bürokratına, kurum yöneticilerinden şirket temsilcilerine kadar herkes, “özgür basın”, “demokrasinin dördüncü kuvveti” ve “gece gündüz demeden çalışan fedakâr gazeteciler” üzerine en havalı cümlelerini kurma yarışında.

Ama gelin görün ki, o süslü tebrik mesajlarını basına servis eden, manşetlere taşıyan ve haber bültenlerine yetiştirmek için klavye başında ter dökenler yine kim? Gazeteciler.

Kendi bayramında bile izin yapamayan, fazla mesai ücreti dahi ödenmeden sabahın ilk ışıklarına kadar bilgisayar ekranına hapsedilen bir meslek grubunun “bayramını” kutlamak, kusura bakmayın ama en hafif tabiriyle bir kara mizah örneğidir.

Kutlanan Nedir, Yaşanan Ne?

24 Temmuz 1908, Türk basınında sansürün kaldırılışının simgesi olarak kabul edilir. Ancak bugün dönüp sektöre baktığımızda; sansürün, otosansürün, telif hakkı gaspının ve en önemlisi güvencesiz çalışma koşullarının gölgesinde bir “bayram” icra etmeye çalışıyoruz.

Peki, tam olarak neyi kutluyoruz?

Asgari ücrete mahkûm edilen mesaileri mi?

İzin günü kavramı neredeyse tamamen ortadan kalkmış, “7/24 habercilik” adı altında sömürülen hayatları mı?

Yıpranma hakları birer birer elinden alınan, emeklilik hayali bile kuramayan saha çalışanlarını mı?

Yoksa kendi bayramında, patronunun "Hadi bugün Basın Bayramı haberi yapalım" talimatıyla bilgisayar başına geçen muhabirin çelişkisini mi?

Bizler her gün başkalarının haksızlığını, patronların sömürüsünü, emekçinin ezilmişliğini haber yapıyoruz. Ama sıra kendimize geldiğinde, kendi haberimizin altında yine imzamız yok. Kendi hakkını savunmaktan mahrum bırakılmış bir meslek örgütlenmesiyle, bayram kutlaması yapmak ancak bir yanılsamadan ibarettir.

Tebrik Mesajı Değil, İnsanca Yaşam İstiyoruz

Eğer gazetecilere gerçekten değer veriyorsanız; yılda bir gün atacağınız içi boş tebrik mesajlarını kendinize saklayın.

Gazetecinin bayram yapabilmesi için süslü laflara değil;

İnsanca yaşayabileceği bir ücrete,

Hakkı olan mesai ve izin saatlerine,

Sansürsüz ve baskısız bir çalışma ortamına,

Güvenceli ve sendikalı bir geleceğe ihtiyacı var.

Ekranda veya gazete sayfasında gördüğünüz o pırıltılı haberlerin arkasında, bayram günü bile ailesiyle bir çay içmeye vakit bulamayan, geçim derdiyle boğuşan yüzlerce haber emekçisi var.

Klavyenin başındaki meslektaşım, haber takibindeki kameraman kardeşim, gece vardiyasında sabahlayan editör arkadaşım... Kendi bayramımızda bile çalışmak zorunda bırakıldığımız bu sistem değişmediği sürece, 24 Temmuzlar bizim için bir kutlama değil, yalnızca yoğun bir haber mesaisinden ibaret kalacak.

Yine de tüm bu koşullara rağmen gerçeğin peşinden koşmaktan vazgeçmeyen, kalemi satılık olmayan tüm meslektaşlarımın direncini saygıyla selamlıyorum. Çünkü bu sektörde bayram kutlanacaksa, onu ancak gerçek anlamda özgür ve güvenceli olduğumuz gün kutlayacağız.