Bu ülkede herkes hakkıyla kazanıyormuş.
Kimse torpille bir yere gelmiyormuş.
Kimse kayırılmıyormuş.
Kandırmayalım kendimizi. Herkes bir yerden birine yaslanmadan iş bulamıyor artık.
Bir tanıdığın olacak, bir hemşerin olacak, bir partiden selamın olacak. Yoksa yıllarca okusan da yüksek lisans da yapsan da o koltuk sana düşmez.
Atanamayan öğretmen kız, Cumhurbaşkanı’na dert anlatıyor: “Ankara’ya geldik, kapılar yüzümüze kapandı.”
Ne cevap alıyor? “Yalan söylüyorsun kapılar kapanmaz?”
Yani o atanamayan öğretmen örneğinde, sen haklı olarak diyorsun ki: “Herkes torpilden şikâyet ediyor ama sıra kendine gelince o da ayrıcalık istiyor.”
Adam ihaleyi alıyor, üç katına fatura kesiyor. Sonra çıkıp “biz helal çalışıyoruz” diyor.
Belediyede memur olmak için sınavdan değil, referanstan geçiliyor.
Kamu kurumlarında liyakat değil, bağlılık aranıyor.
Bir iş başvurusunda “CV bırak” diyorlar, sen kapıdan çıkar çıkmaz çöpe gidiyor o kâğıt.
Ama bir telefon gelse, “bizim çocuk” dense, hemen işe alınıyor.
Sonra da “biz hak ettik” diyorlar.
Kamu ihalelerinde her şey planlı. Kim ne kadar alacak, kim kime komisyon verecek, önceden belli.
Yolsuzluk artık haber bile olmuyor. Herkes alıştı. “O da yapsın canım, herkes çalıyor zaten” diyor millet.
Yolsuzluğu meşrulaştırdık, dürüstlüğü küçümsedik.
Dürüst insan iş bulamıyor bu ülkede. Ama yalaka olan, torpilli olan yükseliyor.
Bir öğretmen atanamıyor, bir mühendis iş bulamıyor, bir doktor başka ülkeye gitmek istiyor.
Ama müdürün, başkanın, vekilin akrabaları ballı kadrolarda.
Biri ay sonunu getiremiyor, diğeri devletin arabasıyla tatile gidiyor.
Sistem adaletsiz, herkes farkında ama kimse ses çıkarmıyor.
Çünkü herkesin içinde bir parça suç ortaklığı var.
Sonra “gençler neden umutsuz?” diye soruyorlar.
Çünkü bu ülkede hak isteyen suçlu sayılıyor.
Çünkü burada çalışmak değil, tanıdık olmak işe yarıyor.