Sandın ki herkese yetişirsen bir gün sen yorulduğunda da biri sana yetişir…
Kimseyi yarı yolda bırakmazsan sen de yolda kalmazsın. Her çağrıldığında koşarsan, bir gün sesin titrediğinde herkes yanında olur. Verdiğin değerin kıymeti bilinir; yaptığın fedakârlıklar unutulmaz sandın.
Çünkü sen, insanları kendi kalbinle ölçtün.
Kalbi temiz olanı incitmezler, iyi niyeti suistimal etmezler, bir insanın sessizliğinin ardında kopan fırtınaları mutlaka fark ederler sandın. Herkesin vicdanını kendi vicdanın kadar adil, merhametini kendi merhametin kadar derin bildin. Sen kimsenin canını bilerek yakmadığın için başkalarının da seni incitmeye kıyamayacağını düşündün.
Oysa insan, en çok da burada yanılıyor.
Herkes senin gibi ince düşünmüyor. Herkes, söylediği sözün karşısındakinin kalbinde nasıl bir yara açacağını hesaplamıyor. Bazıları senin fedakârlığını sevgi değil, görev kabul ediyor. Bir kez yaptığını iyilik, ikinci kez yaptığını mecburiyet, yapamadığın ilk şeyi ise nankörlük sayıyor.
Sen verdikçe alışıyorlar.
Sen sustukça haklı olduklarını sanıyorlar.
Sen toparladıkça, dağıtanın kim olduğunu unutuyorlar.
Sonra bir gün yoruluyorsun. Herkese yetişen ayakların ağırlaşıyor, herkesi dinleyen ruhun kendi sesini duyamaz hâle geliyor. İçinde yıllarca biriktirdiğin kırgınlıklar, gecenin en sessiz vaktinde önüne diziliyor. Ve sen, kalabalıkların içinde yapayalnız kalmış bir insan gibi kendine şu soruyu soruyorsun:
“Ben bunca insanın yanında oldum da neden kimse benim yanımda değil?”
Cevabı acıdır:
Çünkü sen insanlara yalnızca sevgini değil, yokluğuna alışamayacakları kadar çok kendini verdin. Onlar ise senin de yorulabileceğini hiç düşünmedi. Gülümsemeni mutluluk, suskunluğunu güç, fedakârlığını sınırsızlık sandılar. İçinde kopanları görmediler; çünkü sen onları kendi fırtınandan korurken kendini sığınaksız bıraktın.
Oysa iyi insan olmak, herkese kendini tüketmek değildir.
Merhamet, kendinden vazgeçmek değildir.
Fedakârlık, her defasında kendi kalbini ateşe atmak hiç değildir.
İnsan bazen başkalarına gösterdiği anlayışın birazını kendisine göstermeli. Herkese açtığı kapının bir eşiği, verdiği değerin bir ölçüsü, sabrının da bir sonu olmalı. Çünkü sınırı olmayan iyilik, kıymet bilmeyenin elinde zamanla sömürüye dönüşür.
Ve bir gün anlarsın…
Her yarayı iyileştiremezsin. Herkesi kurtaramazsın. Senin için birkaç adım atmayacak insanların yollarında ömür tüketmemelisin. Varlığını yalnızca ihtiyaç duyduklarında hatırlayanlara yokluğunun ne demek olduğunu öğretmek kötülük değildir. Bazen gitmek, insanın kendisine gösterdiği en büyük merhamettir.
Artık kimseye kırgın değilsindir belki; yalnızca uyanmışsındır.
Herkesin vicdanının adil olmadığını, her sevginin sadakat taşımadığını, her yakınlığın gönülden kurulmadığını öğrenmişsindir. En önemlisi de senin gibi sevenlerin az, senin gibi düşünenlerin daha da az olduğunu kabul etmişsindir.
İşte insan o gün büyür.
Kalbini karartmadan gözlerini açtığı gün…
İyiliğinden vazgeçmeden sınır çizmeyi öğrendiği gün…
Kimseyi yarı yolda bırakmamak uğruna artık kendisini yarı yolda bırakmadığı gün…
Meğer insanı tüketen yaşadıkları değilmiş; insanlardan, kendi kalbi kadar güzel olmalarını beklemekmiş.
Gerisi mi?
Sanmakmış…
Sadece sanmak.