14 Eylül’de milyonlarca çocuğumuz yeniden okul sıralarına oturacak. Kimi annesinin elini ilk kez bırakıp okul kapısından içeri girecek, kimi yıllardır yürüdüğü koridorlara yeniden dönecek. Yeni defterlerin ilk sayfaları açılacak, sınıflarda ilk ders zili çalacak.
Fakat o gün açılacak olan yalnızca okullar değildir. Bir ülkenin geleceği yeniden ders başı yapacaktır.
Bir milletin gerçek zenginliği yalnızca sahip olduğu toprakta, fabrikada, teknolojide ya da sermayede aranmaz. Asıl zenginlik, yetiştirdiği insandadır. Çünkü bugün okul sıralarında oturan çocukların nasıl yetiştirildiği, yarın nasıl bir toplumda yaşayacağımızı belirleyecektir.
Biz anne babalar çocuklarımıza iyi bir gelecek bırakabilmek için çalışıyor; ev, arsa, para, mal mülk bırakmaya gayret ediyoruz. Elbette bunların hepsi kıymetlidir. Ancak bir çocuğa bırakılabilecek en büyük miras servet değil; kendi hayatını kurabilecek bir akıl, öğrenme arzusu ve sağlam bir karakterdir.
Servet tükenebilir, makam kaybedilebilir, şartlar değişebilir. Fakat okumayı, araştırmayı, üretmeyi, doğru düşünmeyi ve düştüğünde yeniden ayağa kalkmayı öğrenmiş bir insan, hayatını yeniden kurabilir.
Eğitim insana hazır bir gelecek vermez; geleceğini inşa edebilecek gücü verir.
Bu nedenle eğitimi yalnızca sınavlara, notlara ve diplomalara indirgememeliyiz. Çocuklarımız matematik problemlerini çözsünler; ama hayatın problemleri karşısında da çözüm üretebilsinler. Tarihi bilsinler; ama geçmişten ders çıkarsınlar. Bilgi sahibi olsunlar; ama o bilgiyi vicdanla kullanmayı da öğrensinler.
Çünkü bilgi güçtür; o gücün hangi yönde kullanılacağını karakter belirler.
Bu yolculuğun en kıymetli rehberlerinden biri de öğretmendir. Hepimizin hayatında yıllar geçse de unutamadığı bir öğretmen vardır. Belki anlattığı dersin ayrıntılarını unuttuk ama bize söylediği bir cümleyi hâlâ hatırlıyoruz.
“Sen yapabilirsin.”
Öğretmenlik bu nedenle yalnızca müfredatı anlatmak değil; bir insanın henüz kendisinin bile farkında olmadığı cevheri görebilmektir.
Ancak eğitim sorumluluğunu yalnızca okula ve öğretmene yüklemek de büyük bir yanılgıdır. Bir çocuğun ilk okulu evidir. İlk örnek aldığı insanlar anne ve babasıdır.
Çocuğumuza “Kitap oku.” derken bizi hiç kitap okurken görüyor mu? Ondan saygı beklerken biz birbirimizle nasıl konuşuyoruz? Dürüst olmasını isterken dürüstlüğü kendi hayatımızda gösterebiliyor muyuz?
Çünkü çocuklar nasihatten önce örnekleri öğrenir.
Bir başka sorumluluğumuz da onları sürekli başkalarıyla kıyaslamamaktır. Her çocuk aynı değildir; aynı hızda öğrenmez, aynı alanda başarılı olmaz, aynı zamanda kendisini bulmaz. Birinin yeteneği bugün ortaya çıkar, diğerininki yıllar sonra.
Her tohumu aynı gün ekip aynı gün çiçek açmasını bekleyemeyiz.
Çocuklarımıza “Neden onun gibi değilsin?” demek yerine, “Senin yeteneğin ne, sen kim olmak istiyorsun?” diye sorabilmeliyiz.
Üstelik bugünün çocukları bizim büyüdüğümüz dünyadan çok farklı bir çağın içinde. Bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay; doğru bilgiyle yanlışı ayırmak ise giderek zorlaşıyor. Bu yüzden eğitimin en önemli görevlerinden biri çocuklara ne düşüneceklerini söylemek değil, nasıl düşüneceklerini öğretmek olmalıdır.
Soru soran, araştıran, sorgulayan, üreten ve gerektiğinde “Bilmiyorum ama öğrenebilirim.” diyebilen çocuklar yetiştirmeliyiz. Çünkü insanı geliştiren bildikleri kadar, öğrenmeye devam etme isteğidir.
14 Eylül sabahı okul kapılarından içeri giren çocuklara biraz daha dikkatli bakalım.
Bugün arka sırada sessizce oturan bir çocuk, yarın binlerce insanın hayatına dokunacak bir doktor olabilir. Bir öğretmen, bilim insanı, mühendis, sanatçı, esnaf ya da ülkesine değer katan iyi bir insan olabilir.
Henüz bilmiyoruz.
Bu yüzden hiçbir çocuğa “Senden bir şey olmaz.” demeyelim. Belki biz söylediğimizi unuturuz, ama o çocuk unutmaz.
Ve hiçbir çocuğa “Sen yapabilirsin.” demekten vazgeçmeyelim. Belki biz yine unuturuz, ama o da unutmaz.
2026-2027 eğitim ve öğretim yılının öğrencilerimize, fedakâr öğretmenlerimize, velilerimize ve bütün eğitim camiamıza hayırlı olmasını diliyorum.
Çocuklarımızın aklı bilimle, yolu bilgiyle, kalbi merhametle aydınlansın. Başarıyı yalnızca notta, parada ve makamda değil; iyi, üretken, vicdanlı ve faydalı bir insan olabilmekte arasınlar.
Ve yeni eğitim yılı başlarken hepimiz kendimize şu soruyu soralım:
Bizden sonra çocuklarımıza nasıl bir dünya bırakacağız diye çok düşünüyoruz.
Peki bu dünyaya nasıl çocuklar bırakıyoruz?
Çünkü bir ülkenin yarını, bugünün çocuklarına verdiği eğitim kadar güçlüdür.
Bir çocuğu iyi yetiştirmek, yalnızca onun geleceğini değiştirmek değildir; bir milletin geleceğine dokunmaktır.