Bu ülkede artık bazı şeyleri süslü cümlelerle konuşmanın anlamı kalmadı.

Adına fon deyin, finans deyin, yatırım deyin, piyasa deyin…

Hakkın olmayan paraya el uzatmanın süslü bir adı yoktur.

Türkiye bugün yine milyonlarca insanın parasını, yatırım fonlarını ve sermaye piyasalarını ilgilendiren ciddi iddiaları konuşuyor. Soruşturmalar yürütülüyor, tedbir kararları alınıyor. Kimin hangi suçu işlediğine elbette bağımsız yargı karar verecek.

Benim derdim isimlerden daha büyük. Benim derdim, bu ülkede başkasının hakkına göz dikmenin neden bu kadar kolaylaştığıdır.

Ne oldu bize?

Alın teriyle kazanmak ne zaman küçümsenir oldu da kısa yoldan servet sahibi olmak meziyet sayılmaya başladı?

Birileri milyonları, milyarları konuşurken bu ülkenin insanı markette aldığı üç parçanın hesabını yapıyor.

Emekli kasada fiyatına bakıp peynirini geri bırakıyor. Gençler evlenebilmek için yıllarca para biriktiriyor. Bir baba çocuğunun okul masrafını düşünüyor.

Bir esnaf sabah kepengi kaldırırken bugün kaç lira kazanacağını değil, ay sonunda hangi borcu ödeyebileceğini hesaplıyor.

Sonra karşımıza milyonların hakkını ilgilendiren devasa iddialar çıkıyor.

Ve biliyor musunuz beni en fazla ne öfkelendiriyor?

Nasıl olsa unutacağız.

Üç gün konuşacağız. Beş gün bağıracağız. Bir hafta sonra başka bir gündem gelecek. Sonra perde kapanacak. İşte bu ülkenin en büyük hastalıklarından biri budur:

Unutuyoruz!

Unuttuğumuz için arsızlık büyüyor. Unuttuğumuz için utanma duygusu azalıyor. Unuttuğumuz için birilerinin zihninde şu korkunç düşünce yerleşiyor:

“Bir süre konuşurlar, sonra geçer.”

Hayır efendim, geçmemeli!

Bu milletin parası masa başında rakamlardan ibaret değildir. O paranın içerisinde gece vardiyasından çıkan işçinin uykusuzluğu vardır. O paranın içerisinde esnafın ödeyemediği Bağ-Kur’u vardır.

Çocuğuna istediği oyuncağı alamayan babanın mahcubiyeti vardır. Emeklinin pazar filesi vardır. Gençlerin ertelenmiş hayalleri vardır. İnsanların geleceğini güvenceye almak için yıllarca biriktirdiği tasarrufları vardır.

Bu milletin alın teri sahipsiz değildir!

Ve artık şunu da birbirimize açıkça söyleyelim:

Bir insanın cebinden yüz lira çalındığında buna hırsızlık diyorsak, büyük paraların etrafında dönen hukuksuzluk iddialarını sırf takım elbiseli insanlar, şirketler ve finansal terimler söz konusu diye hafife alamayız.

Rakam büyüdükçe vicdansızlık küçülmez. Sıfırların sayısı arttıkça kul hakkı ortadan kalkmaz. Haksız kazanç, pahalı bir otomobilin içinde helal hâle gelmez. Haram para lüks bir restoranda yenince temizlenmez.

Haram, haramdır.

Bir de utanmadan dürüst insanlara “enayi” gözüyle bakılan bir kültür oluştu.

Çalışarak kazanmak eski moda… Vergini düzgün ödemek saflık… Kimsenin hakkına girmemek beceriksizlik… Bir yerlerden bağlantı bulmak, açık yakalamak, sistemi kullanmak ise “zekâ”!

Yazıklar olsun böyle anlayışa.

Eğer çocuklarımıza bırakacağımız düzen buysa, oturup hepimizin kendimizi sorgulaması gerekiyor.

Çünkü mesele yalnızca çalındığı veya usulsüz şekilde elde edildiği iddia edilen para değildir.

Asıl çalınan şey toplumun adalet duygusudur.

İnsanlar “dürüst olursam ne kazanacağım?” diye sormaya başladığı gün bir ülke çok tehlikeli bir eşiğe gelmiş demektir.

Bir çocuk babasının yıllarca çalışıp hâlâ borç ödediğini, başka insanların ise kısa yollarla inanılmaz servetlere ulaştığını görüyorsa ona dürüstlüğü nasıl anlatacağız?

“Evladım sen yine de doğru ol” mu diyeceğiz?

Elbette diyeceğiz. Ama o çocuğa doğruluğun korunduğu bir devlet düzeni bırakmak da bizim borcumuzdur.

Ben kimsenin siyasi görüşüyle ilgilenmiyorum. Kim kimin adamıymış, kim kimin yakınıymış, hangi kapıdan girip hangi masaya oturuyormuş zerre kadar umurumda değil.

Hukukun karşısında soyadı da makamı da serveti de kartviziti de hükümsüz olmalıdır.

Bu millet çalışmaktan yorulmadı. Bu millet, çalışanın sırtından geçinmeye çalışanları görmekten yoruldu.

Herkes elini vicdanına koysun.

Ve hakkı olmayan paraya uzanan her el şunu iyi bilsin:

Bir milletin alın terinin üzerinde saltanat kurulmaz.

Kurulursa da onun adı başarı değildir.

Bu milletin cebinden, emeğinden, geleceğinden elinizi çekin!