Dün sabah İstanbul’dan gelen bir haberle yeniden hatırladık ki deprem değil binalar öldürür.

Maltepe’de 1987 yılında inşa edilen 7 katlı bir binanın üç katı, sabah saat 05.40 sıralarında çöktü. Enkaz altında kalanların arama kurtarma çalışmalarının sürdürüldüğü bildirildi. İtfaiye, AFAD, UMKE, polis ve sağlık ekipleri kısa sürede olay yerine sevk edildi.

AFAD verilerine göre bölgede herhangi bir deprem ya da sarsıntı kaydı yoktu!

Haberin en çok dikkat çeken tarafı ise binanın herhangi bir sarsıntı ve deprem olmadan çökmesiydi. Ama bina çöktü…

Çünkü deprem görmüş, yıpranmış, taşıyıcı kolonları zayıflamış bir bina; yıllar sonra, herhangi bir sarsıntı olmadan da risk oluşturabiliyor. Bugün İstanbul’da yaşanan olay, deprem gerçeğinin ne kadar yakın olduğunu ve dayanıksız binaların risklerini hepimize yeniden gösterdi.

Yıllardır söylenen o gerçeği kaç kez tekrar etmek gerekirse gereksin her bir kişiye dokunana kadar vazgeçmemek gerek: Depremi beklemeye gerek yok!

Peki ya Sakarya? İğneyi kendimize batırma vakti geldi de geçiyor bile.

1999 depreminin üzerinden 27 yıl geçti. Şehrimizde deprem öncesinde inşa edilmiş ve bugün hâlâ insanların içinde yaşadığı binlerce bina var. Her gün binlerce insan o evlere giriyor, çıkıyor, o evlerde yaşıyor. Her birinin canı kıymetli, her biri; anne, baba, bebek, abla, abi, babaanne veya dede…

İşte bu nedenle kentsel dönüşümü yalnızca binaların yenilenmesi olarak görmek, asla bir adım ileriye götürmeyecektir. Çünkü mesele beton değil.

Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar’ın göreve gelir gelmez başlattığı dönüşüm seferberliği de tam olarak bu nedenle çok değerli. Yeterince kayıp verdiğimiz 1999 depreminin ardından kaybedebileceğimiz tek bir can bile yok artık. Adapazarı’nın deprem öncesi yapı stokunun en yoğun olduğu bölgelerden biri olan Tığcılar’da başlatılan kentsel dönüşüm çalışmaları da bu anlayışın önemli bir adımı.

Hatta Başkanın kentsel dönüşüm kapsamında hak sahipleri ile gerçekleştirdiği görüşmelerde, bir hak sahibinin kentsel dönüşümü istemediğini ve Başkan beyin ise “Senin izin vermediğin binanın altından bir vatandaş geçerken üzerine yıkılsa ben hesabını nasıl vereceğim?” dediğini duymuştum. Bu şehre bu anlayış lazım. Hesap verebilirlik ve vicdan…

Geçtiğimiz haftalarda da ilk binanın yıkılmasıyla birlikte dönüşüm sahada somut bir şekilde başladı. Yıllar sonra atılan bu adımda ulusal gündemde dahi yerini almıştı.

İstanbul’a ne zaman gitsem her seferinde burada olası bir depremde nasıl kurtulacağım diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Bugün Maltepe’de yaşanan bina çökmesi de, kentsel dönüşümün neden ertelenmemesi gerektiğini bir kez daha gösteriyor. Kaldı ki yıllardır İstanbul’da kentsel dönüşüm yapacağız diyen yönetimden de tık yok ne yazık ki…

Biz binaların ne zaman çökeceğini bilemeyiz. Ya da depremin ne zaman geleceğini de…

Ama iyi bilinen bir şey var ki felaket yaşandıktan sonra değil yaşanmadan önce tedbir alınması gerektiği…

Çünkü mesele can.