Sevgili okurlar,
Yollar gide, gide biter ya?
Brüksel'den çıktık yola, gele, gele memlekete geldik, çok şükür!..
Hani bizim şoför milletinin, arabasının arkasına yazdığı küpelik sözler var ya, aklıma " ömür biter, yol bitmez" geldi..
Öyle değil miş, "yol da bitti, biz de bitmedik" ama, yorulduk..
Bu yollar, "elbette Ankara'nın yollarından" farklı..
Kıvrım, kıvrım değil?
Bu kaçıncıdır bilem ama, gidip-geliyoruz?..
"Uçak fiyatları tavan yapınca, vatandaşımız kendi otomobilleri ile sıla yoluna" düşüyor..
Ne yapsınlar, yani?
Şimdi, "Türkiye'de siyasi iktidar durmadan bir yasak değil, bin yasak üstüne, yasak" çıkarıyor..
"Hoş geldiniz", yasaklar ülkesine!
Vallahi, sevgili Mehmet Öksüz kardeşim kızmasın ama, bizi tepedikeler, "yolunucak kaz olarak görünce, alttakiler ne yapabilir" yani?
Vur abalıya, canı çıksın!
YASAK ÜSTÜNE YASAK?
Yani otomobilim ile Türkiye'ye geldim. Otomobilimi eşim, çocuklarımdan başkası kullanamıyor?
Neden, acaba?
Kime, ne zararı var?
Demek ki, varmış?
Bu kadar da mı, korumacılık olur?
Sektörün korumaya ihtiyacı mı var?
Zamanın Başbakanı Turgut Özal'da öyle yapmıştı!.. "Dışarıdan otomobil ithalatına bindirmişti vergiyi?"
Şimdikiller farklı mı?
Vallahi yaz, yaz bitmez!
Hani," yasaklar ile mücadele" ediyorduk?
Bir de, "madalyonun diğer yüzü" var!..
BEN MEHMET ÖKSÜZ!
Tercüman gazetesi ile sevgili merhum Satkı Uluç'un dergisi Anadolu'da birlikte çalıştığımız, Giresun, Espiyeli Mehmet Öksüz(Belçika -Charleroi) bakın kendi köşesinde neler yazıyor?
Birlikte okuyalım mı?
"Dostlar, hemşehrilerim, uzaktan yakından beni tanıyan herkes…
Bugün buraya, içimdeki derin bir kırgınlığı, doğup büyüdüğüm topraklarda yediğim bir kazığı paylaşmak için yazıyorum.
Ben Mehmet Öksüz.
Dile kolay, tam 53 senedir vatanımdan uzakta, gurbet ellerde ömür tüketiyorum.
Yabancı memleketlerde dil bilmez, yol bilmezken geceyi gündüze kattık. Vardiyalarda, fabrikalarda en ağır şartlarda çalıştık. Helalinden bir lokma ekmek kazanmak, çoluk çocuğumuzun rızkını çıkarmak için ömrümüzü, alın teriyle gurbete gömdük.
GİRESİN, ESPİYELİ?
Her sene, içimizde dinmeyen bir memleket sevdasıyla, “Ah vatanım, ah toprağım” diyerek yollara düşüyoruz.
Sıla hasretiyle geldiğim, memleketim Giresun Espiye’de, başıma gelen bir olay, beni paradan ziyade insanlıktan yana, çok büyük bir hayal kırıklığına uğrattı.
Geçenlerde, Espiye’de bir esnafa yolum düştü, bir malzeme almam gerekti.
Piyasa değerinin, en fazla 25 Lira olduğunu çok iyi bildiğim, o malzemeye, "sırf benim gurbetçi olduğumu, dışarıdan geldiğimi anladığı için, tam 100 lira" fiyat çekti usta! Resmen, göz göre, göre, doğduğum topraklarda beni dolandırmaya kalktı.
Bizleri, buralarda maalesef “yolunacak kaz” gibi gören, sırtımızdan haksız kazanç devşirmeye çalışan bir zihniyetle, karşı karşıya kaldım.
İşin en acı tarafı, ne biliyor musunuz?
Bu haksızlığı yapan esnaf, paraya ihtiyacı olan biri falan da değil.
DÖVİZ KAYNAĞI DEĞİLİZ!
Kendisi, ilçede mülki milyarder sayılacak kadar varlıklı, maddi durumu fazlasıyla yerinde bir şahıs?
Parası, pulu çok ama, ne yazık ki ,"esnaflık ahlakı, ahilik kültürü ve en önemlisi hemşehri hukuku" kalmamış.
Cebi zenginleşmiş ama gönlü, insafı fukaralaşmış!.
Biz gurbetçiler, "bu vatanın sadece döviz kaynağı değiliz; biz, bu toprakların öz evlatlarıyız.
Gurbette çektiğimiz bunca zorluğun, dökülen bunca alın terinin karşılığı, kendi memleketimizde yabancı muamelesi görmek, haksız fiyatlarla kazıklanmak olmamalıdır!.
Maddi gücüne güvenip, gurbetçinin hakkını yemeyi, kendine hak gören, bu fırsatçılığı Espiye halkının ve dürüst esnaflarımızın vicdanına havale ediyorum.
"Yazıklar olsun", demekten başka, bir şey gelmiyor elimden.
Sağlıcakla kalın."
Bu satırlara, ne ekleyebilirim ki?
Vallahi gelen, gideni aratıyor?
Hem de, nasıl?
Bu zihniyete oy verenlere, selamlar olsun!
Yusuf cinal yazıyor, 2 Temmuz 2026