Bu acı dinmez! Bu yaralar kapanmaz! Bunu 99’ depremini yaşayan ve canını kaybeden biri olarak söylüyorum. Sağ kalan depremzedelere ‘yaralarınızı saracağız’ diyorsunuz ya, saramazsınız.

 Siz yol yapar, enkaz kaldırır, bir yılda, şehir kurarsınız ama siz, bizim yaralarımızı saramazsınız.

99 depreminin üzerinden 24 yıl geçti. Bizim yaralarımız kapanmadı, bizim yaralarımız, kalbimizde kabuk bağladı. Son olarak, on ilimizi etkileyen, yaşanılan hatta yaşatılan bu büyük deprem felaketiyle de yaramazın kabuğunu kaldırdınız. Bugün kalplerimizde yaralarımız kanıyor, içimiz yeniden kan ağlıyor.

Biz, sizin… her bir felakette yardıma koşmak, yaraları sarmak,  acıyı paylaşmak, vicdanları rahatlatmak çabalarınıza tanık oluyoruz. Ama mesele şu ki; BİZ BU FELAKETLERİ NEDEN YAŞIYORUZ! EVET BİZ BU FELAKETLERİ NEDEN YAŞIYORUZ?

--------------------------------------------------------

KADER BU DEĞİL!

Kader planının içinde, belirli periyotlarla deprem olması var, seller v.s var, ama bizi öldüren bunlar değil! Deprem de bizi öldüren,  binalar. Siz ev yapmadınız, siz insanlara mezar yaptınız, imar aflarıyla kuyumuzu kazdınız,  yapı denetim dediniz, denetlemeden imzaları attınız, ruhsat verilmeyecek yerlere ruhsat verdiniz, ruhsat aldınız, malzemeden çaldınız, canımızı hiçe saydınız, bizi deprem değil siz öldürdünüz!

 Benim 99’ depreminde yıkılan evim; deprem bölgesinde, fay hattının üzerinde inşa edilmiş, kolonları kesilmiş zemine otopark yapılmış, 5kat yetmemiş, üzerine bir çatı katı daire eklenmiş, civarda ki apartmanlar hala dimdik ayakta dururken o bina o yeni bine yıkıldı… Onlarca cana mezar oldu.

Şimdi siz, bize mezar olan o apartmanı yapan, yaptırtan, yapılmasına göz yuman, ‘’sağlam mı depreme dayanıklı mı’’ diye sorduğumuz halde bize ‘’ bir temel attık, üç yıl gelip herkes bu temele baktı’’ deyip kibirlenerek burayı bize pazarlayanlar, siz, biz kurtulduk mu diyorsunuz? Ben söyleyeyim,  yakınlarınız ya da siz değilse de, sizin vicdanlarınız kaldı o enkazda. Çünkü bizi siz öldürdünüz!

Bizi deprem değil liyakatsizliğiniz öldürdü, bizi deprem değil, aç gözlülüğünüz ,bizi deprem değil  bozuk düzeniniz öldürdü.

 Koordinasyonsuzluğunuz, afetlere hazırlıksız olmalarınız, öldürdü bizi. Bizi siz öldürdünüz!

--------------------------------------------------------------------------

KEŞKE BİZ SİZİ ALKIŞLAYABİLSEYDİK…

Bu yaralar böyle sarılmaz, öldürün, özür dileyin sonra yine darağacı kurun asın bizi, kurşuna dizin  bekleyin. Taziyede bulunun, ölenlerin yakınlarına para verin. Bizde yaşıyoruz diye sevinelim, nefes alıyoruz diye şükür edelim. Aklı ,vicdanı olan düşünsün ,böyle bir şey olabilir mi? Dünyanın her yerinde deprem oluyor ama bizim yaşadığımız dramı yaşamıyorlar .Ne deprem anında, ne hemen sonrasında, ne de  bir daha’ sın da. Bizi deprem değil ihmaller öldürüyor…

Maddi, manevi, ruhsal, her ne çöküntümüz varsa sebebi kader değil, sizsiniz! Depremin 9.cu gününde enkazdan çıkan vatandaşımız, nefes alıyorsa buna mucize deyip alkış tutamazsınız siz . Bu utanılacak bir durum. 9. günde hala onlara ulaşılamıyor olması, 200 saat o canları, o enkazlar da kaderine terk etmiş olmak, sonra çıkışlarına alkış tutmak yok  böyle bir şey… Enkazdan çıktı  diye sevindiğiniz o insanların hayatlarının, yıllar sonra bile enkazı  nasıl taşıdığını, siz bilemezsiniz, yaşayanlar bilir. Bunun empatisi yok, acınızı paylaşıyoruzun kabulü yok, bu yaşananların telafisi yok! Bunu sadece ve sadece yaşayan bilir. O yaralar öyle kolay sarılmıyor, o acılar dinmiyor, o kâbuslar yıllarca sürüyor, kaygı ve öfke geçmiyor, o enkazdan çıkmayı, enkazın başında yakınlarını beklerken ölüp ölüp dirilmeyi biz biliriz. ALKIŞ MI! hala kulaklarımda, biz böyle alkış istemiyoruz. Keşke ölmeseydik, öldürmeseydiniz de bizi, biz sizi alkışlasaydık…

 --------------------------------------------------------------

SİZ, BİZİM YARALARIMIZI SARMAYIN!

Yara sarmayacaksınız,  saramayacaksınız… Bugün sizin vereceğiniz, çadır, soba, yarın deprem yardımı ,kalıcı konut v.s  depremzedeye iyileştirici değil ağrı kesici olur ancak!

 Siz ne yapacaksınız biliyor musunuz? Siz bu acılara sebep olmayacaksınız! Siz adam sendeciliği, siz liyakatsizliği, siz açgözlülüğü bırakacaksınız!

Siz eğitime ağırlık verecek, siz her meslek edinene, her biriminize ahlak, vatandaşlık ve vicdan dersleri vereceksiniz. Siz bizim yaralarımızı sarıp, acılarımızı dindiremeyeceksiniz! Siz ne yaparsanız yapın bizi iyileştiremeyeceksiniz, bu çabalarınız bize değil sizin vicdanlarınıza iyi gelecek ancak.

Siz, bize ve yaşam hakkımıza, canımıza kastetmeyeceksiniz! Siz bir silkeleneceksiniz, siz afet sonrası ne yapacağınızı düşüneceğinize, afet öncesi neler yapabiliriz, afetlere karşı nasıl tedbir alabiliriz diye düşüneceksiniz! Siz bizim gözyaşlarımızı sileceğinize vicdanlarınızı temizleyeceksiniz….

Şimdi koyun ellerinizi vicdanlarınıza, enkaz kaldırmak, yeni şehirler kurmak için ,bölgeyi temizlemek için değil, liyakatsizliği ,vicdansızları, gözünü para bürümüşleri ,insanların canlarını hiçe sayanları ,egosuyla yaşayanları temizlemek için harekete geçin , çekin alın onları bu milletin başından. Kepçelerinizi bunları temizlemek için kullanın, inşanızı iyi insan olmaya, liyakatin temellerini atmaya yapın. Deprem bölgesinde gülerek gezenleri ayıklayın… En ağır cezaları verin felaketlere katkısı olanlara! Siz bizim yaralarımızı sarmayın, siz bizde yara açanları toplayın, kaldırın!

……………………………………………………….

BU yaralar böyle sarılmaz, bu acılar böyle dinmez, böyle giderse felaketler bitmez. Bırakın enkazları silkelemeyi, biz ne yaptık, ne yapıyoruz deyin! Bırakın çürük binaları ve siz önce içinizde ki çürükleri bir silkeleyin…

Not;1999 depreminde yıkılan 5 katlı evimin ev sahibi aynı yere iki katlı bir bina yaptı, madem yetiyordu, madem yetinecektin neden ilk hali iki katlı bir apartman değildi?

Not; Siz insanların ölümüne neden olanlar, siz başınızı yastığa koyup nasıl uyuyorsunuz? Ya da vicdanınız rahat uyuyabiliyor musunuz?

Not; Siz insanların ölümüne neden olanlar, siz insanları Per perişan edenler, siz bu felaketleri kadere bağlayanlar, kul hakkı, helalleşmek öbür taraf gibi şeyler var, sahi siz bunları biliyor musunuz?