Zaman, hayatta sahip olduğumuz en değerli şeydir. Para kazanabiliriz, mal mülk edinebiliriz, kaybettiğimiz dostlukları yeniden kurabiliriz ama bir kez kaybettiğimiz zamanı geri getiremeyiz. Zamanın geçici ve sınırlı olduğu gerçeği, birçok insan için farkına varılması güç bir olgudur. Ancak geriye dönüp baktığımızda, aslında zamanın ne kadar kıymetli olduğunu fark ettiğimiz an, onu kullanma şeklimizle ilgili büyük bir pişmanlık yaşarız. İşte bu noktada, erteleme alışkanlığımız devreye girer. Erteleme, zamanı çöpe atmaktır.
Çoğumuz, önemli bir görevi yapmamak için bahaneler üretiriz. "Yarın yaparım" deriz. "Bugün çok yoğunum, yarın daha rahat olurum" diye geçiştiririz. Fakat unutmayalım ki, her ertelenen iş, aslında kaybolan bir zamandır. Erteleme, sadece bir anlık rahatlık sağlasa da, uzun vadede bizi daha büyük streslere sürükler ve bizleri daha fazla kayba uğratır.
Zaman, öyle bir kaynaktır ki, ne kadar harcarsak harcayalım, bir şekilde tükenir. Her bir saat, her bir dakika, her bir saniye, bir daha geri gelmez. Ancak erteleme alışkanlığı, çoğumuzun en sevdiği, belki de farkında olmadan en çok uyguladığı tuzaktır. Erteleme, aslında bir tür tembelliktir. "Yapılacak işler çok, vakit yok" bahanesini duymuşsunuzdur; ancak asıl sorun, işleri nasıl organize ettiğimiz ve onlara ne kadar öncelik verdiğimizdir. Erteleme, verimli bir zaman yönetiminin ve doğru planlamanın eksikliğinden kaynaklanır.
Yarın daha iyi olacak
Ertelemenin en tehlikeli yönlerinden biri, sürekli bir sonraki günün vaadiyle yaşanmasıdır. Birçok kişi, "Yarın daha iyi olacak" düşüncesiyle gününü geçirir. Fakat bu bir aldanıştır. Yarın geldiğinde de dünün birikmiş işlerini yapmaya devam ederiz ve bu kısır döngü içinde kayboluruz. Zaman ilerledikçe, ertelediğimiz işler büyür, çoğalır ve sonunda başa çıkılmaz hale gelir. Bir işin ertelenmesi, sadece o işi değil, hayatımızın her alanını etkiler. Çünkü bu alışkanlık, başka alanlarda da kendini gösterir. Erteleme, öz disiplini zayıflatır ve kişisel gelişimin önünde büyük bir engel oluşturur.
Rahatlık geçicidir
Zamanı doğru kullanmak, sadece verimli olmakla ilgili değildir. Aynı zamanda hayatımızın değerini anlamakla da ilgilidir. Her geçen dakika, hayatımızdan bir parçayı alıp götürür. O yüzden, her bir anın kıymetini bilmek, yapmamız gereken işleri ertelemek yerine, zamanında tamamlamak çok önemlidir. Ertelemenin verdiği rahatlık geçici, ancak tamamlanan her işin getirdiği tatmin, uzun süreli bir huzur sağlar. Birçok kişi, erteleme konusunda sürekli kendini suçlar, ama çözüm sadece suçluluk duygusunda değildir. Asıl önemli olan, erteleme alışkanlığını fark etmek ve ona karşı bir mücadele başlatmaktır. Zamanı doğru kullanmak için, önceliklerimizi belirlemek ve onları adım adım yerine getirmek gerekir. Bunu başardığınızda, yaşamınızda gerçekten anlamlı bir değişiklik yaşarsınız.
Bahane üretmeyi bir kenara bırakalım
Ertelemenin üstesinden gelmek için, önce kendimize dürüst olmamız gerekir. Hangi işleri gerçekten ertelemekten kaçıyoruz? Hangi görevleri yapmamak için sürekli bahaneler üretiyoruz? Bu soruları kendimize sorduktan sonra, ertelemenin kaynağını anlamamız kolaylaşır. Belki bir şeyden korkuyoruz, belki mükemmeliyetçilik bizi engelliyor, ya da basitçe o an için o işi yapmak istemiyoruz. Ne olursa olsun, bu duygular geçicidir. Yapılacak işler ve çözülecek sorunlar, bu duygulardan daha kalıcıdır. Zaman yönetimi, sadece planlı olmakla ilgili değildir; aynı zamanda içsel bir disiplini gerektirir. Ertelemenin önüne geçmek için bir diğer önemli adım, bir işin tamamlanmasının arkasındaki tatminin farkına varmak ve bunu bir ödül gibi görmek olmalıdır. Bir işi bitirdiğinizde aldığınız huzur, ertelendiğinde yaşayacağınız kaygılardan çok daha değerlidir. Bu yüzden, her tamamlanan iş, bir zaferdir ve sizi daha üretken bir birey haline getirir.