Bu, ‘bayram değil seyran değil, eniştem beni niye öptü’ atasözü kişilerin beklenmedik davranışlarını tanımlamak ve veya eleştirmek için kullanılır.

Yeni açılım süreci başlayınca, en çok rağbet edilen atasözlerinden biri haline gelmesi de doğaldır.

Öyle ya ne oldu da iktidar, durduk yerde Apo’yu öpme ihtiyacı hissetti?

Bu bizim sormamız gereken soru.

Ama burada, bu soruyu sorması gereken öpülme faaliyetinin muhatabı, bebek katili Apo olmalı değil mi?

Hele ki bu süreç muhalefetin iddia ettiği gibi bir yıldır yürütülen bir sürecin ancak kamuoyuna yansıtılması değilse, durduk yerde Bahçeli’nin açıklamasıyla başlamışsa ve herkes için sürprizse, buna öncelikle Apo’nun şaşırması ve eniştem beni niye öptü, demesi gerekmez mi?

Aman neyse…

Dün de kısmen belirttiğim gibi yıllardır Türkiye düşmanlarının kullanışlı aparatı olmuş, her türlü Emperyalist faaliyetin dolgu malzemesi Apo’nun ne düşündüğü hiç umurumda değil.

Önemli olan vatandaşın sorması. Ne oluyor demesi…

Vatandaşta haliyle biraz şaşkınlık var. Dünyadaki hiçbir devlet, hapse tıktığı terör örgütü liderini, 25 yıl sonra siyasi muhatap kabul etmez, edemez.

Bu hükümetin derdi ne ki terör örgütünü parlatma pahasına kendi pozisyonunu zayıflatıyor, diye soranlar var.

Diyeceksiniz ki; yahu pozisyonu zayıflayan kadim Türk devleti, onların umurunda olan tek şey de kendi pozisyonları…

Olabilir, zaten bu soruda iktidara değil, devlete veya devlet aklına sorulan bir soru olsa gerek!

Kaldı ki iktidar ve türevleri, daha önceleri de bu ilişkiyi pozisyonlarını güçlendirmek için kurdular.

Nitekim, kendisi de Kürt kökenli bir Türk gazeteci olan ve “Kürt sorunu” hep ilgi alanım oldu diyen, konuyu bölgesel ve uluslararası boyutlarıyla analiz ederek yazan, gazeteci yazar Mehmet Ali Güller, son yazısında Apo’nun, iktidar tarafından nasıl kullanıldığının örneklerini sıralamış:

“AKP hükümetinin rejimi ve sistemi erozyona uğratıp devletleşmesiyle bu süreçlerde Öcalan’ı kullanması arasında önemli bir ilişki vardır. Birkaç örnekle anımsatalım:

Öcalan Ergenekon operasyonlarında kullanıldı. TSK ve ulusalcılara karşı Kürt hareketinin siyasi desteği alındı.

Öcalan, Gezi’de “darbe gördüğü” için Taksim’e çıkmayan Kürt siyasi partisine ayar vermekte kullanıldı. Öcalan’ın “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” mesajıyla Gezi’nin ruhu hedef alındı, Taksim’deki PKK flamalarıyla geniş kitlenin Gezi’ye soğuması sağlandı.

Öcalan seçimlerde kullanıldı. Örneğin iktidar, İmamoğlu’nun İstanbul seçimini kazanmaması için Öcalan’ı devreye soktu, Kürtlerin oyunu İmamoğlu’na vermemesi istendi.

Kürt siyasi hareketi içindeki AKP’yi etkileyen çelişmelerde Öcalan kullanıldı. Erdoğan’ın “Edirne’deki (Demirtaş) İmralı’ya hesap verecek” sözü o ilişkinin tipik göstergesidir.”

Ha, demek ki eniştesi Apo’yu ilk kez öpmemiş, durduk yerde de öpmemiş ki şaşırmamasının sebebi de bu.

Peki, biz şaşırmalı mıyız?

Vallahi şaşırma eylemi, beklenmedik durumlar için geçerlidir.

Haliyle bu iktidarı, türevlerini, paydaşlarını ve misyonunu bilenlerin şaşırdıklarına pek tanık olmadım.

Mehmet Ali Güller’e göre Apo anahtarı daha pek çok kapıyı açmış, açacakmış da;

“ABD, PKK üzerinden önce Irak Kürdistanı’nı kurdu, şimdi de Suriye Kürdistanı’nı kurmaya çalışıyor. Nasıl mı?

ABD Irak’taki büyük oyunuyla, Türk devletinin PKK’yle mücadele karşılığında Barzanistan’ı tanımasını sağlamış oldu! ABD benzer yöntemle Türk devletini PYD özerkliğini kabul etmeye zorluyor; PKK’nin silah bırakması, kendini lağvetmesi ve Suriye’deki yapının tanınması... (Nitekim YPG komutanı Mazlum Abdi “Öcalan’ın çağrısı bize değil, PKK’ye” diyor)

Öyle ki PKK’nin feshi “sihirli bir açacak” niteliği kazanmış durumda.

Çünkü PKK çok boyutlu ilişkilerde tıkaç niteliği taşıyor; AKP-ABD ilişkilerinin önünde bir tıkaç, Türkiye’nin PYD özerkliğini kabul etmesinin önünde bir tıkaç, hatta Kürt siyasi hareketinin daha geniş zemin kazanmasının önünde bir tıkaç olarak duruyor. İşte Öcalan bu tıkacı çekerek ABD’yi, AKP’yi, PYD’yi, DEM’i, Barzani’yi rahatlatmış oluyor. Artık her aktör “PKK’nin feshi” anahtarıyla kendi yeni kapısını açabilir!

Erdoğan’ın yeni kapısı da Kürtlerin desteğiyle “sınırsız başkanlık” sağlayan yeni anayasanın kabulü ve seçim desteği.”