Yeni Adli Yıl Adli Yıl Açılış töreninde Cumhurbaşkanı Erdoğan Çin’de olduğu için yerine Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz katıldı ve konuşmasını yaptı.
Hiç kimse ayranım ekşi demez malumunuz hele ki bizim siyasiler asla…
Dolayısıyla mevcut hukuk sistemini savundu; “Türk milleti adına karar veren yargının vakarını muhafaza etmek ve toplumsal adalet inancını diri tutmak, bizim için vazgeçilmez bir sorumluluktur.
Cumhurbaşkanımızın liderliğinde her zaman bu sorumluluk bilinciyle hareket ettik. Bundan sonra da aynı bilinçle hareket edeceğiz.
Adaletin etkinliği kadar zamanında tecelli etmesinin de milletimiz için hayati bir önemde olduğunu her fırsatta vurguladık. 2002’den itibaren attığımız adımlarla yargıyı vesayetçi yapılardan arındırdık, temel hak ve özgürlüklerin güvencelerini genişlettik” dedi.
Size de oluyor mu bilmem ama ben çok yaşıyorum. Bizimkiler benzeri güzellemeler yaparken, bir yaşadığım ülkeye bakıyorum bir de anlatılanlara ve haliyle ‘acaba hangi ülkeden bahsediyor’ diye sormadan edemiyorum.
Öyle ya, içinde yaşadığım ülkede en son (Temmuz 2025) ASAL Araştırma'nın anketinde katılımcılar "Sizce bugün Türkiye’nin en güvenilir kurumu hangisidir" sorusuna, en yüksek oranlı yanıt olarak (yüzde 24,9) "Hiçbirine güvenmiyorum" demiş.
Aynı araştırmada Yargıya güven oranı Yüzde 1.6…
Yani vatandaşının her bin kişisinden sadece 16 tanesinin yargıya güvendiği, her bin kişiden 984’ünün yargıya güvenmediği bir ülkede yaşıyoruz ama yetkililerimizin bundan haberleri yok.
Konuyla ilgili bir başka turnusol kağıdı da Dünya Adalet Projesi’nin her yıl yayınladığı Hukukun Üstünlüğü Endeksi…
Malumunuzdur, ülkeleri 8 kritere göre inceliyorlar. Bu kriterler; hükümet yetkileri üzerinde kısıtlamanın olması, yolsuzluğun önlenmesi, düzen ve güvenlik, hükümet şeffaflığı, temel haklar, adil hukuk, cezai adalet ve idari yaptırımlardan oluşuyor.
Türkiye, Hukukun Üstünlüğü Endeksine göre, dünya sıralamasında 138’inci sırada…
Yani, ‘hukuk sistemi siyasi baskı altında, keyfi uygulamalar yaygın ve yolsuzluk kurumsallaşmış’ şeklinde tarif edilen ülkeler statüsündeyiz.
Cevdet Yılmaz ayranım ekşi demeyecek elbette. Hatta bununla yetinmeyerek aksini iddia edenleri "Hiçbir kişi ve kurumun yargı mensuplarına hakaret etme, adalet kurumlarına olan güveni zedeleme ve bağımsız-tarafsız yargıyı etki altına alma hakkı yoktur" diye fırçalayacaktır.
Nitekim aynı konuşmasında İstanbul Cumhuriyet Başsavcısına yönelik eleştirilerinden dolayı Özgür Özel’i fırçaladı.
Ama İlahi tesadüf olsa gerek aynı gün ilginç hatta trajikomik ve Cevdet Yılmaz’ın bütün savunmalarını yerle yeksan bir gelişme yaşandı.
Başsavcı Akın Gürlek, basın mensuplarına açıklama yaparken; “100 yılın en büyük yolsuzluk dosyası bu. 6 ay oldu ilk operasyon yapılalı aslında çok kısa bir süre iddianame için, kimse adli tatil bile yapmadı. Bizde sadece tanık beyanıyla tutuklu kimse yok. Beyanı delillendirmeden tutuklamıyoruz. Varsa öyle biri söyleyin hemen ertesi gün tahliye edelim. Kuyumcu terazisi hassasiyetiyle iş yapıyoruz” sözleriyle gündeme oturdu.
Haliyle Özgür Özel de sordu;
“Bu açıklamayı yapabilmesi için Adalet Bakanlığı’ndan izin almış mı?
İzin yok, diyelim ki almış. Açıklaması, HSK’nın “kamuoyunun kişinin suçlu olduğuna ilişkin kanaati uyandıracak ya da hakim veya mahkemelerin olayları değerlendirmesinde önyargılı davranmalarına sebep olacak mahiyette olmaması gerekir” şeklindeki 153-1 nolu genelgesine uygun mu?
Daha iddianame yazılmamış, yargılama başlamamış, deliller tartışılmamış, tanıklar dinlenmiş, savunma yapılmamış. Son gün mahkeme başkanının ve heyetin kanunla ve vicdanla verecekleri kararı şimdiden ilan ediyor.
Sen bunu basın açıklamasıyla değil, iddianame ile iddia edeceksin. Basın açıklamasıyla iddia edersen masumiyet karinesi gereği şu anda masum olduğu kabul edilen Ekrem İmamoğlu’na ve bütün arkadaşlarımıza yüzyılın en büyük yolsuzluk dosyasının içindeki kişiler der, Anayasa’nın 38’inci maddesini “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz” hükmünü ihlal edersin.”
Akın Gürlek’in ‘Bizde sadece tanık beyanıyla tutuklu kimse yok. Beyanı delillendirmeden tutuklamıyoruz. Varsa öyle birisi söyleyin hemen ertesi günü salalım’ sözleri de hem hukuken sakıncalı hem de Cevdet Yılmaz’ın adalet güzellemeleriyle uyuşmuyor.
Savcı, hukuk sistemlerinde savda bulunandır, iddia edendir. Karar ve hüküm hakimlerindir. Kimin tutuklanacağına, kimin salıverileceğine sadece hakimler karar verir.
Bakalım Cevdet Yılmaz, kendini ve sözlerini açık düşürüp muhalefete malzeme veren savcı hakkında bir şeyler diyecek ve yapacak mı?
Ama pardon! Burası hukuk devleti ve hiç kimse yargıyı hizaya sokamazdı’ değil mi?