Sosyolojik hissesi de olan malum hikayedir;

Şeytan, inek sağmakta olan bir kadını takip eder. Bu esnada ineğin buzağısı az ilerideki bir kazığa bağlı durmaktadır. Şeytan, şeytanlık yapacak ya; buzağının ipini bir parça gevşetir. Buzağının karnı aç olduğu için annesinin sağılmasına daha fazla dayanamaz. Debelendikçe boynundaki ipi gevşetir ve sonunda bağından kurtularak, annesini emmek için ona doğru koşar. Bu esnada süt kovasına çarpar ve kovadaki bütün süt yere dökülür. Sağdığı sütün ziyan olduğunu gören kadın, bu duruma çok sinirlenir ve eline geçirdiği odunu buzağının kafasına geçirir. Yavru kan içinde yere yığılır.

Bunu gören inek bir tekmede kadını perişan eder. Üzerinde tepişirken kadını öldürür.

Gürültüleri duyan kadının kayınbabası, ineğin gelinini öldürdüğüne görünce eline geçirdiği tüfekle ateş edip ineği öldürür.

Silâh sesini duyan kadının kocası ahıra doğru koşar. Bakar ki, hanımı kanlar içinde yerde yatmakta ve babasının elinde de tüfek var; hemen silâhını çekip babasının üzerine mermileri boşaltır.

Olayın şahitlerinden biri durumu ölen kadının kocasına anlatır. Gerçekleri öğrenen adam pişmanlıktan cinnet geçirip intihar eder ve oracıkta can verir.

O arada olanları izleyen şeytan, müstehzi bir ifadeyle şöyle der; “Şimdi bunun suçunu da bana yükleyecekler. Benim suçum ne? Ben sadece ipi biraz gevşettim o kadar!”

AKP’lilerin CHP’ye yönelik operasyonlara yönelik savunmalarının da şeytanınkinden pek farkı yoktur.

Vay efendim! Çalan CHP’li, rüşvet veren CHP’li, ihbar eden CHP’li de yok efendim bizim bir dahlimiz yok da falan…

Şeytan misali olup biteni müstehzi bir ifadeyle izlemekle de kalmadıkları, ilgili kurum ve kuruluşları harekete geçirdikleri, harekete geçmeyenlerin yerini değiştikleri, hangi dosyanın hangi yargı mensubuna gideceğini dahi belirledikleri hepimizin malumu.

‘Efendim, ihbar olunca yargı ne yapsın? Elbette ki görevini yapacakmış, falan…

Bırakın ihbar vesaire suçüstü yakalanınca bile AKP’li belediye ve bürokratlarına dokunulmadığını görmüyor muyuz?

İstanbul ve Ankara belediyelerinde yaşanan yolsuzluklar belgeleriyle yetkili makamlara sunuldu, sumen altı ettiniz. İhbar eden AKP’li değil diye mi?

Eğer öyleyse başta Bülent Arınç olmak üzere pek çok AKP’linin ihbarları neden havada kaldı?

Dolayısıyla aklımızla dalga geçtiğinizin farkındayız.

Bizim adımıza maalesef, ihbar korosuna yeni bir isim katıldı; Kılıçdaroğlu…

Temizlik, arınma gibi sözlerle AKP ve yargının tezlerini destekleyen açıklamalar yapıp duruyor.

Açıklama değil düpedüz iftira atıyor. Ama Allah büyük, her yalanı kendine dolanıyor.

Ya da şu teşhir edilen araçlar olayında olduğu gibi ucu dönüp dolaşıp kendine dokunuyor.

Nitekim CHP Genel Merkezi önünde haramla elde edilen araçlar süslemesiyle teşhir edilen araçların altından Kılıçdaroğlu çıktı.

Görmüşsünüzdür, Kılıçdaroğlu ekibi, CHP Genel Merkezi önüne iki araç çekip üzerine ‘satılık haram araç’ yazıp plakalarını da Aziz İhsan Aktaş ve Özkan Yalım ile özdeşleştirdiler.

Bu araçlardan birinin eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun makam aracı olduğunu ve Kılıçdaroğlu'nun Aziz İhsan Aktaş'a ait zırhlı bir aracı 1 buçuk yıl boyunca kullandığını ortaya çıktı.

Kılıçdaroğlu tarafı ‘canım biz o araçları sembolik olarak teşhir ettik savunmasına girdiler, Aziz İhsan Aktaş’ı hayatlarında hiç tanımadıklarını, o dönemde Emniyet'ten ve farklı kaynaklardan koruma amaçlı araçlar geldiğini yani hangi aracın kimden geldiğini bilmedikleri gibi komik bir savunma geliştirdiler ama nafile…

İşte tek başına bu olay bile asıl niyetin ve niyetlilerin turnusol kağıdı, anlayana…

Aynı zamanda Kılıçdaroğlu’nun da ne kadar çabuk AKP’lileştiğinin göstergesi.

Aziz İhsan Aktaş’ın AKP dönemi ihale ilişkileri nasıl görmezden geliniyorsa, Kılıçdaroğlu’na dokunan tarafları da anında törpüleniyor.

CHP söz konusu olunca Aziz İhsan Aktaş’ın hibe ve bağışları bile rüşvet sayılırken, mesela Isparta Belediye başkanının makam aracı sorun olmuyor, bağış sayılıyor.

Siyasette ikiyüzlülük ve yargıda çifte standart öyle boyutlara geldi ki, artık Aziz İhsan Aktaş, AKP’den ihale alınca muteber işadamı, CHP’den ihale alınca çete lideri ve rüşvet ile iş yapan kişi hüviyetine bürünüyor.

Demokrasiyi, yargıyı, hukuku ayaklar altına alan ve alınmasına sebep olanlar hiç utanmıyor, aksine hikayedeki şeytan misali kıs kıs gülüp ‘biz ne yaptık ki’ diye bizimle kafa buluyorlar.