CHP İstanbul İl Kongresi, yapılan seçimde delegelere maddi menfaat temin etmek ve delegelerin oylarını almak adına 2 delegeye para teklif edildiği, bir delegeye de kardeşlerini İBB’de işe alınma sözü verildiği, hasılı delege iradesinin menfaat karşılığı fesada uğratıldığı seçimlere, hile karıştırıldığı gerekçesi ile iptal edildi malumunuz.
Şimdi bütün Türkiye bunu konuşuyor, daha doğrusu konuşturuluyor.
Devleti, toplumu ve iktidarı ilgilendiren konularda üç maymunu oynayan şerefli yandaş medya olayı köpürte köpürte aktarıp algı yaparken, iktidar cenahı da CHP’nin aman da ne kadar kirli bir parti olduğu söylemlerine sarılıp sözüm ona kendilerini temize çıkarıyorlar.
Vatandaş olarak soruyorum; Bütün bunlardan bana ne? Ülke yönetiminde olmayan, hiçbir sorumluluk taşımayan bir partinin iç mücadelesinden, kimin nasıl seçildiğinden bana ne?
Ve size ne değerli vatandaşlar, size ne?
Ülkeyi yönetenlerin ve ülkeyi yönetmeye yeniden talip olanların nasıl bir seçim yaptıkları, seçimleri nasıl kazandıkları sizi ilgilendirmiyor da dış kapının mandalı bir partinin kimler tarafından yönetileceğine dair varsa o usulsüzlüklerden size ne?
Mesela en son seçimin nasıl kazanıldığına dair bir fikriniz, bir eleştiriniz var mı?
Bir partinin içinde yaşananlar kutsal demokrasi anlayışınıza bu kadar batıyor da ülkeyi yönetenlerin hile, hurda, hukuksuz kararlarla demokrasiye indirdikleri darbe umurunuzda mı?
Ha, bilmiyorsanız AGİT Uluslararası Seçim Gözlem Heyeti 14 Mayıs seçimleriyle ilgili ilk raporundan aktarayım;
“Mevzuat, resmi propaganda dönemine ilişkin birtakım kısıtlamalar getirse de genel itibariyle devlet ve yerel idare görevlilerinin idari kaynakları seçimler için kötüye kullanması önlenemedi.
Kanunlara rağmen, Cumhurbaşkanını diğer üst düzey kamu görevlilerine uygulanan kampanya dönemi kısıtlamalarından muaf tutuldu.
Seçim döneminde, Cumhurbaşkanı, resmi görevlerini ifa ederken sık sık kampanya faaliyetlerine yer verdi, diğer pek çok kurumdaki kamu görevlisi de büyük altyapı projelerinin açılış törenlerini seçim propagandası yapmak için kullandılar.
Kampanya döneminde idari kaynakların kötüye kullanılmasına ilişkin diğer bazı örnekler de gözlemlendi.
Bu uygulamalar eşit şartlarda rekabeti ortadan kaldırdı, iktidarın kanunsuz bir şekilde durumdan faydalanmasına imkân tanıdı.”
İtirazı olan, yok ya bu kadarını da yapmadılar, diyeniniz var mı?
Varsa bu ülkede yaşamıyordur, yaşıyorsa da hiçbir şey umurunda değildir.
Bakın, bu iktidardan önce ilgili bakanlar, konumlarını kullanarak seçmen iradesini fesada uğratmasınlar diye, seçim döneminde görevlerinden ayrılırlardı.
Şimdi ayrılıyorlar mı? Bırakın bakanları, yeni ucube sistem gereği cumhurbaşkanı bile, devlet imkanlarıyla sahaya inmiyor mu?
Gözlem Heyeti’nin raporunda da vurgulandığı gibi, Erdoğan’ın katıldığı törenler, açılışların çoğu aslında devlet faaliyetiydi.
Çoğu da göstermelik törenlerde yaptığı konuşmalarda devlet faaliyetlerini anlatmak yerine muhalefete veryansın edip seçim propagandası yapıyordu.
Devlet faaliyetlerinin AKP propagandasına meze yapılması, açılışlar, törenler, seçim rüşvetleri ve vaatler ile sınırlı değildi. Muhalefeti damgalamak için yalanlar, montaj videolar, provokatif afişler de devreye sokuldu.
BTK, GSM şirketlerine yazı göndererek Kılıçdaroğlu’nun telefonlara mesajlarını içeren SMS’ler göndermesini yasakladı. Pek çok ilde CHP’nin afişleri söküldü.
Bakanlar, parti örgütüyle bakanlık binasında seçim toplantısı yaptılar.
Başta Bursa’da olduğu gibi, bakanların ve milletvekillerinin seçim kampanyalarını AKP’li belediyeler finanse etti.
Yasak kapsamında olmasına rağmen seçim afişleri kamu binalarına asıldı.
Depremzedeler için hazırlanan AFAD kolileri, ilgili bakanın seçim otobüsünde görüntülendi.
Doğu ve Güneydoğu’da valiler, kaymakamlar, komutanlar korucu başlarıyla birlikte köyleri dolaşarak AKP’ye oy istedi.
‘Benim valilerim, seçmenlere beyaz eşya dağıttı.
Sahte ve yeni seçmenlerin devreye sokulduğu, önceki seçim ile bu seçim arasındaki seçmen sayısı artışının nüfus artışının iki katı olması, binalarda yaşayanların bile tanımadığı kişilerin seçmen olarak kaydedildiği iddiaları da seçmen kartlarının adreslere gönderilmesiyle netlik kazandı.
Seçimlerde medya gücü de iktidarın en önemli silahlarından biriydi; medya “propaganda aygıtı” olarak kullanıldı.
TRT, AKP’nin özel televizyonu gibi faaliyet göstererek Erdoğan ve iktidar sözcülerinin konuşmalarını uzun uzun aktarmakla kalmayıp belgesel adı altında propaganda videoları yayımladı.
Şimdi seçmeni manipüle etmek, seçmeni etkilemek için rüşvet dağıtmak, işe alma dahil vaatlerde bulunmak, o seçimin iptali için gerekçe teşkil edecekse, sizce öncelikle hangi seçim iptal edilmeli?
Ve sizi hangisi daha çok ilgilendiriyor?