Bilirkişi davasından yargılanan gazeteciler henüz ilk duruşmada beraat ederken Halk TV Genel Yayın Yönetmeni Suat Toktaş, 34 gün sonra tahliye olabildi.
Sonuç sevindirici ama süreç demokratik bir hukuk devletine yakışan bir tutum değildi.
Nitekim bunu yaşatanlar da bu süreçte yapılan eziyeti kar sayıyorlar zaten...
Olması gereken gazeteciliğin gereklerini yerine getiren meslektaşlarımızın hiç yargılanmamasıydı.
Hukuken hiç açılmaması, açıldıysa da Suat Toktaş’ın cezaevinde yatmaması, diğer gazeteci arkadaşlarımızın da adli kontrol ve yurtdışı yasağı kararlarıyla özgürlüklerinin kısıtlanmaması gerekirdi.
Bebek katili terörist ve yandaşlarına sözde beka sorunu ve demokratik saiklerle çiçek uzatılırken, bu ülkenin beka bekçilerine ve gerçek demokrasi havarilerine bu eziyet yaşatılmamalıydı.
Bir de emsal yaşandı bu arada, korkunç bir çifte standart veya…
Barış Terkoğlu yazdı, özetle aktarayım;
“İmamoğlu, CHP’nin dosyalarına özel olarak atanmış bir bilirkişi olduğunu açıklamıştı. Bir saat sonra bilirkişinin adını söylemek bile yasaklandı. Onunla yapılmış soru-cevabın kaydını haber yapmak suç sayılmakla kalmadı, “yargı görevini yapanı etkileme” suçlaması eklenerek tam 59 yıllık hapis cezası üretildi. İBB başkanı bile bilirkişi eleştirisinden jet hızıyla ifadeye çağrıldı, hakkında iddianame yazıldı.
Böylece öğrendik: Demek ne bilirkişiyle ne de bilirkişi hakkında konuşulamazmış!
Şimdi size bir çifte standart hikâyesi anlatacağım. Biliyorsunuz, Yeni Şafak da aynı bilirkişiyle ertesi gün röportaj yapmıştı. Bana sorarsanız, o da gazetecilikti.
Ancak anlatacağım olay o değil. Yine Yeni Şafak’tan. Ama bambaşka bir hikâye.
Yeni Şafak’ın adeta takıntıya dönüştürdüğü iki bilirkişi var, ikisi de İstanbul Cerrahpaşa Üniversitesi İnşaat Mühendisliği’nde hoca.
Yeni Şafak, ilgili ya da ilgisiz, ne zaman fırsat bulsa bu iki kişiye vuruyor.
“Prof. Dr. Turgay Coşgun ve Prof. Dr. Barış Sayın’ın Kahramanmaraş depreminde 35 kişinin hayatını kaybettiği Ezgi Apartmanı davasının bilirkişilerinden olduğu, Coşgun ve Sayın’ın, apartmanda binayı taşıyan kolonun kesilmesinin depremde yıkıma yol açacak bir sorun yaratmadığı şeklinde rapor verdiği ortaya çıktı.”
Ertesi gün Yeni Şafak “Bilirkişi çetesinin Yeni marifeti” başlıklı bir haber daha yapmış;
“Türkiye’de, trafik kazaları, arazi, tapu, kira, sigorta davaları da dahil pek çok konuda başvurulan bilirkişi kurumunun, çeteleşmiş bilirkişilerin rüşvet, siyasi görüş ayrılığı ve dini inanç gibi nedenlerle yanlı rapor hazırlamaları yüzünden zarar gördüğü, raporların yüzde 80’inin yanlış, hatalı olduğu belirtildi.”
Sahi Yeni Şafak’ın bu iki profesörle ne derdi var? Neden onlarla uğraşıyor?
Meğer söz konusu iki bilirkişi Yeni Şafak’ın patronunun taraf olduğu iki ayrı dosyada bilirkişilik yapıyormuş. Meğer iki dosyada da aleyhlerine rapor yazmış. Yeni Şafak gazetesinin içerisinde yer aldığı bina ile ilgili olarak biri “kat karşılığı inşaat sözleşmesinin feshi”, öbürü “haksız işgal tazminatı” davaları varmış.
Yeni Şafak’ın patronu, bilirkişileri, önce İstanbul Bilirkişilik Bölge Kurulu Başkanlığı’na şikâyet etmiş. Ancak reddedilmiş. Sonra aleyhlerinde haberlere başlamış. Fotoğraflarını basmış, isimlerini yazmış, “çeteci” ve “rüşvetçi” ilan ederek itibar suikastı yapmış. Aslında tam da “yargıyı etkileme” denilen suça örnek olacak işi yapmış.
Sonuç olarak...
Türkiye’de yargının ve demokrasini halinin özeti. İBB başkanı da olsanız, Halk TV’de yayın yönetmeni de olsanız fark etmiyor. Muhalefete karşı açılmış davalara hep aynı bilirkişinin atanmasını eleştirirseniz hakkınızda sudan sebep yaratılıp gözaltı-tutuklama yapılır, jet hızıyla iddianame yazılır. Ancak iktidarın tarafındaysanız şahsi davalarınızda aleyhinize rapor yazan bilirkişinin fotoğrafını basabilir, adını yazabilir, onu “çete” ve “rüşvetçi” diye hedef gösterebilirsiniz. Hatta bu da yetmez, bilirkişilerin yüzde 80’inin namusuyla iş yapmadığını söyleyebilirsiniz. Sabah kapımı polis çalar mı diye korkmadan rahatça uyuyabilirsiniz.
Sadece bu örnek bile, başta yargı olmak üzere devletin kurumlarının, birilerinin elinde nasıl silaha dönüştüğünü gösteriyor. Umarım “Bu kadar da olmaz” diyen birileri vardır da yarın Halk TV Yayın Yönetmeni Suat Toktaş serbest bırakılır. Yargılanan gazeteci arkadaşlarımıza Yeni Şafak’a olduğu kadar olmasa da gazetecilik yapma hürriyeti tanınır.”