Yalnızca aç kalarak nefsin terbiye edildiği bir ay mı Ramazan? Açlık ve susuzluk büyük imtihan, evet. Peki, ya dil belası? Peki ya kalpler? Kalpleri yalnızca Allah bilir ama sen zahirde sınıfta kalırsan, batın ne yapsın? Gönüller kırdın, ağza alınmayacak kelimeleri iki dudağının arasından çıkarmakta bir beis görmedin. Zaten dedikodu, günlük rutin eylemin, yargıladın, yaftaladın, iftira atmaksa sorun olmadı senin için. Ama İslam’ın beş şartından birini yerine getirdin: Oruç!

Faiz yedin, çaldın belki, bile isteye başka insanların hakkına girdin, yalanlar söyledin gözünü dahi kırpmadan ama Allah’ın emrini yerine getiriyorsun; ne güzel Müslümanlık! Evet, kalpleri bilen Allah’tır fakat gönlün eylemlere dokunmak gibi bir huyu vardır. Düşündüğün, hissettiğin kadar yaşarsın. Ne kadar uğraşırsan uğraş, kendini saklayabilmen mümkün olmaz!

NEFSİ TERBİYE DİL VE GÖNÜL İLE BAŞLAR!

Peygamber Efendimiz (S.A.V.) "Ramazan ayı girince Cennet kapıları açılır, Cehennemin kapıları kapanır ve merede-i şeyâtîn zincire vurulur." (Buhari, Savm, 5) buyurmuştur. Ancak insanoğlunun bazı amelleri vardır ki, şeytanı bile utandırır. Ama bir dakika durun, oruçlu! Galiba hadislere o kadar güveniyoruz ki, işlediğimiz kötü fiillerin şeytanı olduğumuz gerçeğini unutuyoruz. Şeytanlar bağlı ya hani, yanlış bir şey yapmış olamam!

Uzun lafın kısası, diyeyim; Ramazan sadece aç kalarak midemizi terbiye ettiğimiz bir ay değildir. Terbiye önce mideden geçer ve dilimizden kalbimize doğru iner. Yeter ki, şuurlu bir Müslüman olarak yaptığımız ibadetin farkında olalım. Eğer farkında değilsek, tutmanın alemi yok. Bırakalım ki, oruç da yorulmasın!