Ölümün en acı tarafı, bir insanın artık aramızda olmaması değildir esasında. Kanımca, asıl acı olan, onun gidişiyle bir dönemin kapanıyor olması ve birlikte yaşanacak nice güzel a’nın da usulca çekilip gitmesidir...
Ben, Tuncer ağabeyin ardından, kalemi defalarca elime aldım, sonra yine bıraktım. Çünkü, bazı vedalar kelimelerle anlatılamıyor, yazıya da kolay kolay dökülemiyor. Öyle derin bir boşluk, öyle büyük bir sessizlik oluyor ki, kalem susuyor, kelimeler saklanıp bir bir kayboluyor.
Benim için Tuncer ağabey sadece mesleğin usta kalemlerinden biri değildi. O, gerektiğinde yol gösteren, gerektiğinde omuz veren, gerektiğinde de sadece dinleyen gerçek bir dost ve ağabeydi.
Birçok seveni gibi, benim de Tuncer ağabeyin ardından kelimelerim kayıp ve içimde hissettiğim sızının kelimelerle tarifi çok zor aslında…Affınıza sığınarak gayret edeceğim…
Bildiğimiz üzere gazetecilikte haber yazmak, başlık atmak, gündem takip etmek birçok kişiden ve kaynaktan öğrenilebilir. Ama mesleğin vicdanını bu yollarla öğrenemezsiniz. O vicdan, Tuncer ağabeyde vardı. O uzun nasihatler vermezdi. O’nun bir cümlesi, bazen sadece bir bakışı bile, neyi doğru, neyi yanlış yaptığınızı anlamanıza yetebilirdi. Ayrıca onun öğreticiliği salt anlattıklarında değil, yaşarken sergilediği örnek davranışlarındaydı...
Bir kere doğruluğu tartışılmazdı. Kimsenin arkasından konuşmaz, kimsenin hakkını yemez, kimsenin emeğini küçümsemezdi. Bir haber yaparken, haberin doğruluğu kadar, o haberin bir insanın hayatına nasıl dokunacağını da düşünür, gazeteciliği vicdanla yapılan kutsal bir kamu görevi olarak görürdü.
Hayat yaklaşık bir yıl önce, çok sevdiği eşinin hastalığı dolayısıyla ağır bir imtihanla sınadığında onu, hastane koridorlarında umutla umutsuzluk arasında aylarca koşturmuştu. Eşinin hayatta kalabilmesi için büyük bir mücadele içinde, sevdiği insanın yaşam savaşını onunla birlikte vermişti ki hatta kendi hastalığını da göz ardı ederek …
Tüm bunlara rağmen bile yazdığı satırlarda isyan yoktu. Kendisini soran herkese aynı cümleyi kuruyordu:
"Ben iyiyim."
Evet Tuncer abi, sen çok iyiydin….
…………………………………………………………………………..
İyi gazetecilik öğrenilebilir ama iyi insan olabilmek, herkesin ömrünü harcasa da başaramayacağı kadar zor bir erdemdir.
Sen bunu başarmıştın Tuncer abi.
Sen ardında öyle güzellikler bıraktın ki...
Şimdi gittin ama dokunduğun hayatlar ve insanlar burada, hayata karşı duruşun hepimizin hafızasında ve hep yaşayacak.
İyi gazeteciler unutulabilir. Ama iyi insanlar unutulmaz Tuncer ağabey. Çünkü mürekkebin kağıt üzerinde bıraktığı izden çok daha kıymetlidir, iyi insanların yüreklerde bıraktığı o tertemiz izler.
……………………………………………………………..
Gazetecilik uzun ve meşakkatli bir yolculuktur. Bu yolculukta çok kalem görürsünüz ama yazdığı gibi yaşayana pek az rastlarsınız. Yazdığı gibi düşünmeyen, düşündüğü gibi yazmayan; haberi sadece yayımlanmış olsun diye yapan insanlar da vardır. Kimisi serttir, kimisi yumuşak; kimisi kalemiyle görünür, kimisi haberiyle... Ama çok azı gerçekten yazdığı gibidir.
Tuncer ağabey o çok az insandan biriydi.
O, İyi insan olmaktan hiç vazgeçmedi. Çıkarsız, beklentisiz ve ilkelerinden ödün vermeden yaptı mesleğini. Kalemini menfaatleri için, korkutmak ya da birilerini incitmek için kullanmadı hiçbir zaman. Onun cümleleri, kimseyi kırmadan da hakikatin savunulabileceğini gösterirdi her zaman. Ne güzel insandı Tuncer ağabey, o önce vicdanını konuşturur, sonra kelimelerini dökerdi kâğıda.
…………………………………………………………….
TANIDIĞIM EN KIYMETLİ GAZETECİYE…
Ben seni son kez musalla taşında görmek istemedim Tuncer ağabey. İçimdeki ses buna izin vermedi. Ben seni gazeteye her zaman sakin adımlarla, tam vaktinde gelen, herkesle aynı nezaketle selamlaşan, yüzünden o mahcup tebessümü hiç eksik etmeyen, bulunduğu her ortama huzur ve güven veren hâlinle hatırlamak istedim. Son görüntünle değil, yaşarken hafızamızda bıraktığın güzel karelerde saklamak istedim seni.
Sen de çok iyi bilirsin, ne gariptir ki bazı insanlar yaşarken çok konuşulmaz. Ama yoklukları, varlıklarından daha çok şey anlatır.
Sen de, sadece bir odada eksik kalan bir nefes, bir telefonun ucunda artık cevap vermeyecek bir ses, bir masada boş kalan bir sandalye, elden düşen bir kalem, eksilen bir yol gösterici, artık yazılmayacak köşe yazıları değilsin abi, sen içimizde tarifi mümkün olmayan yeri asla doldurulamayacak derin bir boşluksun …
Bu dünya hepimiz için geçici. Kimimiz birkaç fotoğrafla, kimimiz birkaç güzel anıyla hatırlanacak; sonra zamanın içinde kaybolup gideceğiz. Ama sen geride bıraktıklarınla yaşamaya devam edeceksin. Düşüncelerin, öğrettiklerinle, örnek duruşun ve insanlığa bıraktığın izlerle hep hatırlanacaksın. Sen, seni yakından tanıyan herkesin yüreğinde yaşamaya devam edeceksin. O vakur gülümsemen, mütevazı duruşun, temiz vicdanın ve güzel yüreğinle hep anılacaksın.
Sen, artık aramızda olmayabilirsin ama bana ve yoluna ışık tuttuğun nice insana, bıraktığın dürüstlük, vicdan, sabır ve insanlık mirası yaşamaya devam edecek. Senin öğrettiklerin, bazen bir haber yazarken, bazen bir karar verirken, bazen de sadece insan olmaya çalışırken hep aklımızda olacak.
Bazı insanlar ölmez; sadece görünmez olurlar abi...
Sen de onlardan biri oldun.
Mekânın cennet, ruhun şad olsun.
Şimdilik Hoşça kal Tuncer ağabey...