Eskiden torpil söylentileri kulaktan kulağa fısıldanırdı. “Şunun yeğeniymiş”, “bunun oğluymuş” gibi cümleler ancak arka odalarda dolaşır, belgelenemez ama hissedilirdi. Bugün ise ne yazık ki torpil artık fısıltıyla değil, mikrofonla yapılıyor. Kameraların önünde, canlı yayında, milletin gözüne baka baka.
Geçtiğimiz günlerde düzenlenen bir hâkim-savcı kura töreninde yaşananlar bu açıdan ibretliktir. Henüz ismi anons edilmemiş bir kişinin -üst düzey bir siyasetçinin yakını olduğu açıkça belirtilerek- kurada çıkacağı önceden ilan edildi.
Artık kimse şaşırmıyor.
Ne kuradan önce ismin verilmesine ne de o kişinin atamasına. Çünkü liyakatin, sınavın, emeğin ve eşit fırsatın buharlaştığı bir düzlemde, halk “zaten böyle olacaktı” diyerek susmaya koşullanıyor.
Böyle anlarda "Ama zaten sınavı geçti, mülakatı yaptı, yasal hak kazandı" denilerek yapılan savunmalar, asıl meseleyi ıskalıyor:
Kamu vicdanı kanun maddeleriyle değil, adalet duygusuyla çalışır.
Bir kişi bin hak etmiş olsa da, torpil gölgesi düştüğünde, o başarı kimsenin gözünde tertemiz kalmaz. Ve bu gölgeyi düşüren şey çoğu zaman başarının kendisi değil, o başarı hakkında yapılan gereksiz gösteriştir.
Devletin tüm kurumlarında yerleşik hale gelmesi gereken şey, sadece hukuk değil; hukukun eşit uygulanacağına dair inançtır.
Bir tören, bir kelime, bir küçük jest bile bu inancı yıkabilir. Kameraların önünde bir akrabanın adının telaffuz edilmesi, “bizimkiler kazanır” algısını körükler. Bu ise sadece muhalefet edenleri değil, o sistemi gönülden destekleyenleri de yorar, uzaklaştırır.
Bir başka çarpıcı yanılgı da şu:
Bu tür “aile içi başarı hikâyeleri” bazen iyi niyetle anlatılır; ama toplumun geniş kesimlerinde her zaman ayrıcalık olarak algılanır. Çünkü bu ülkede hâlâ çocuğunu bir sınava hazırlamak için gece vardiyasından çıkan anne-babalar var. Torpili normalleştiren her görüntü, bu insanların emeğine dolaylı bir hakarettir.
Burada mesele tek bir isim, tek bir tören ya da tek bir parti değil. Mesele, toplumun adalete olan inancının törpülenmesidir.
Ve bu inanç, bir kez yıkıldığında, tekrar inşa etmek yalnızca yasalarla, törenlerle ya da demeçlerle mümkün değildir.
Toplumda adalet duygusunun sarsılması, vergiye olan güveni, hukuka olan saygıyı, devlete olan sadakati bile içten içe aşındırır.
O yüzden kim olduğunuz değil, nasıl geldiğiniz önemli olmalı.
Liyakat sadece sistemin değil, geleceğin de temelidir. Torpilin adı fısıltıdan yüksek sesle telaffuza döndüyse, artık sadece uygulamalarda değil; ahlakta da bir yenilenmeye ihtiyacımız var demektir.
Bir ülkede adaletin sesi kısıldıysa, torpilin sesi zaten kendiliğinden yükselir.