Yıllardır yazıyor, uyarıyoruz. ‘Devlet, devlet olma vasfını yitirdi, tepeden tırnağa bir çürümüşlük hakim oldu’ diyoruz ya, bizi ancak o da iş işten geçtikten sonra canı yananlar anlıyor bir de yapay zeka…
Evet, yapay zeka bile ‘devletin ve toplumun çürüme emareleri’ sorulduğunda; “Hukuk sisteminin işlevsizleşmesi, Adalet sisteminin taraflı hale gelmesi ve güçlülerin lehine işlemesi, hukukun üstünlüğü ilkesinin ihlal edilmesi, vatandaşların hukuk sistemine olan güvenini yitirmesi, liyakatsiz kişilerin önemli görevlere getirilmesi, yönetimde şeffaflık eksikliği, hesap verebilirliğin yok olması, popülist söylemlerle toplumun kutuplaştırılması ve manipüle edilmesi” diyor.
Biz bunun ne manaya geldiğini Soma maden kazasında, İliç maden kazasında, Geyve tren kazasında, Çorlu tren kazasında, Pamukova askeri mühimmat patlamasında, Kartalkaya otel yangınında, bir mağarada 12 askerimizin şehit olması olayında, en son iki askerimizin sıvı kaybı nedeniyle şehit olmasında gördük.
Şu an ülkemiz ormanları cayır cayır yanarken de görüyoruz.
Ama dediğim gibi, bizi yani uyarıcıları, o da iş işten geçtikten sonra canları yananlar anlıyor.
Devletin ne duruma düşürüldüğünü ancak o da başlarına bir felaket geldiğinde ‘devlet nerede’ diye soranlar anlıyor.
Adalet sistemi çöktü uyarısını ancak bir yakını adaletsizliğe kurban edilenler anlıyor.
Sağlık sistemi çöktü uyarısını, ancak bir yakını çöken sağlık sisteminin altında kalanlar anlıyor.
Eğitim sistemi çöktü uyarısını, üzerine titrediği çocukları, ellerinde bir kuru diploma ile ‘ev genci’ olanlar, sınavda hakkı yenilenler anlıyor.
Bu ülkede afetlere karşı ne kadar da çaresiz olduğumuzu ‘nerede bu devlet’ diye sorduğumuzda bir muhatap bulamayışımızı ancak başımıza bir afet geldikten sonra anlamamız gerekmiyordu, oysa...
Maalesef, yönetenleri uyarmanın ve eleştirmenin, halkı bilinçlendirmenin ve uyandırmanın suç olduğu algısı yaratıldı ve toplumun bir kesimi üzerinde de tuttu.
O kesime göre iktidar kutsaldır. Eleştirilemez, sorgulanamaz. Eleştiren ve sorgulayanlar da ancak vatan hainleridir.
Biz eskiden de doğal afetler yaşar, teröre şehitler verirdik.
Ama o zamane iktidarları, şimdikiler gibi layüsel yani ‘kendisinden hesap sorulamayan’ sıfatına haiz değillerdi.
Kim bilir belki de şimdikiler kadar dindar(!) olamadıkları, şehitliğe, doğal afetlere ve o afetlerden kaynaklanan kayıplarımıza kutsiyet izafe ederek sorumluluklarını üzerlerinden atamadıkları için tepkiler karşısında süklüm püklüm olurlar, utanırlar ve ellerinden gelse cenaze törenlerine bile katılmazlardı.
Şimdikiler öyle değil…
Bunlar hamaseti iyi yapıyor, algıyı iyi yönetiyorlar.
Tabutun üzerine ellerini koyarak Kuran okuyor, şehitlik üzerine vaaz veriyor, ne mutlu size ki çocuğunuz şehitlik mertebesine ulaştı, diyebiliyorlar.
İşin kolayını buldular, terör, doğal afetler ve maden kazalarında yaşadığımız can kayıplarına bir ‘şehitlik’ kutsiyeti izafe ederek ve olayı kadere bağlayarak sorumluluktan sıyrılmayı başarıyorlar.
Eleştiren ve hesap soranları da algı operasyonları ve yandaş basının gücüyle vatan haini, muhaliflik duygusu ile hareket ederek acıyı istismar eden düşman(!) mertebesine oturtuveriyorlar.
Bakın yine ormanlarımız yanıyor, ciğerlerimiz yanıyor…
Ve yine algı operasyonları devreye giriyor ve yine topluma bir at gözlüğü takılıyor ve biz yine kimin söndürmesi gerektiğini bile tartışamıyoruz.
Yangın çoğunlukla bir doğal afet değildir, insan kaynaklıdır. Kaldı ki doğal afette olsa, sonuçları yine insana dayanır. Japonya’da da aynı hatta daha şiddetli depremler yaşanırken can kaybının bizden çok az olması mesela, insan kaynaklıdır.
Nüfusu ve orman oranı bizden çok daha az ülkelerin, yangın söndürme uçağı sayısının bizden kat be kat fazla olması, insan kaynaklıdır…
Dolayısıyla o insanlara; maşallah saltanat uçaklarınız gani ama neden yangın söndürme uçağı almadınız, her yıl kiralık yangın söndürme uçaklarına ödediğiniz bedel ile uçak satın almayı neden düşünmediniz, Türk Hava kurumu uçaklarının hangarda çürümeye terk edilmesinin, kuruma kayyum atanmasının ve kurumun işlevsiz hale getirilmesinin sebebi ne, bugün bile paylaşımlarıyla provokatörlük yapan Melik Gökçek’in, dinozor mezarlığına harcadığı 750 milyon dolarla kaç tane yangın söndürme uçağı alınabilirdi, 2019 yangınlarında ‘işe yaramaz’ diye havalandırmadığınız THK uçakları, bir süre sonra nasıl oldu da Teknofest organizasyonunda gösteri yapıp alkış alabildi, 100 litre daha az su kapasiteleri var diye, yerli ve milli Türk Hava Kurumu uçaklarını ihale dışı bırakmanın izahını ne gibi sorular sormak, vatan hainliği olmamalı.
Bunu da en iyi halk anlamalı, toplum anlamalı ama iş işten geçmeden…