Ekonomik kriz, sessizce değil; bağıra bağıra, yıka döke geliyor. Ve biz, bu enkazın altında önce şirketleri, ardından esnafı ve nihayetinde vatandaşı görüyoruz.

Son dönemde konkordato ilan eden ve iflasın eşiğine gelen firmaların isimlerini okurken insan şaşkınlıktan ne düşüneceğini bilemiyor. 70 yıllık şirketler, yıllardır üretim yapan fabrikalar, sektöründe öncü olmuş markalar birer birer kapanıyor. Üretim durmuş, makineler susmuş, işçiler işsiz kalmış. Reklamlarını ezbere bildiğimiz markalar artık borç batağında çırpınıyor. Üstelik bu firmaların birçoğu konkordato ilan etmiş durumda; yani borçlarını ödeyemez hale gelmişler.

Peki bu nasıl olur? On yıllardır bu ülkede var olan, krizler görmüş, devalüasyon atlatmış, darbeler yaşamış firmalar neden bugün dayanamaz hale geldi? Çünkü bugün yaşanan kriz, sadece ekonomik değil; aynı zamanda yönetim krizidir. Plansızlık, öngörüsüzlük, günü kurtarma çabaları ve sürekli manipülasyonla yürütülen bir ekonomi modeli artık iflas etmiştir. Üretim desteklenmemiş, borçlanma ekonomisi teşvik edilmiş, faizle mücadele adı altında alınan kararlar reel sektörü boğmuştur. Üreticiye, esnafa, çiftçiye nefes verecek hiçbir yapısal adım atılmamış, halk “sabret” denilerek açlığa mahkûm edilmiştir.

Devasa şirketlerin iflası birer gösterge değil midir? O şirketler ki finansal zekâlarıyla, profesyonel kadrolarıyla yıllarca ayakta kalmışlardı. Eğer onlar bile ayakta duramıyorsa, emekli maaşıyla geçinmeye çalışan bir vatandaş nasıl hayatta kalacak?

Şu anda Türkiye’de her gün ortalama 300’den fazla işletme kapanıyor. Kimi kepenk indiriyor, kimi hacizle mücadele ediyor. Esnaf, kira ve fatura ödemek için kredi çekiyor; vatandaş markete gitmeye korkar hale gelmiş. Yumurta, ekmek, süt gibi en temel gıdalar lüks haline gelmişken, ‘büyüyoruz’, ‘yatırım alıyoruz’, ‘yol yapıyoruz’ söylemleri artık gerçeklikten tamamen kopmuş hamasetten ibarettir.

Bu ülkede kuru ekmek artık simge haline geldi. Eskiden yoksulluğun sembolüydü, bugün sıradan bir öğün. “Kuru ekmek yiyorsa aç değildir” diyen zihniyetin yön verdiği bir düzende, halkın tok olmasını zaten bekleyemeyiz. Ama işin kötüsü artık kuru ekmeğe bile ulaşmak zorlaştı. Ekmek kuyrukları yeniden uzadı, insanlar pazar artıklarından sebze meyve topluyor. Sosyal yardımlar bile yetersiz kalıyor. Ve bütün bu tablo karşısında ne bir özür var ne bir sorumluluk alma çabası. Bir zamanlar "üreten Türkiye" denilirdi. Şimdi yalnızca "tüketen" değil, aynı zamanda "borçla yaşayan, borçla ayakta kalan" bir Türkiye var. Bu ekonomi modeli çökmüştür. Ve bu çöküşte yalnız şirketler değil, halk da altında kalmaktadır. Koca bir ülke, her sabah daha yoksul uyanıyor. Herkes kendi başının çaresine bakmaya çalışıyor ama gidecek yer, sığınacak dal da kalmamış gibi.

Bu bir ekonomik darbedir. Sessiz, ama çok yıkıcı. Tankla değil, faizle, enflasyonla, işsizlikle gelen bir darbe. Bu darbe sadece cüzdanlarımızı değil, onurumuzu da hedef alıyor. Ve en acısı da şu: Bu darbenin sorumluları hâlâ hiçbir şey olmamış gibi konuşmaya, alkış toplamaya devam ediyor.