Dün aktardığım gibi Osmanlı döneminde askerlik ve amelelik dışında Türk’ün esamisi okunmuyordu.
Ticaret, üretim ve ekonomi tamamen yabancıların kontrolündeydi.
Ticaret odalarında, borsalarda tamamen yabancılar hakimdi.
Bankacılık sektörü yabancılarındı ki bankacılık işlemleri Fransızca yapılıyor, faturalar makbuzlar bile Fransızca kesiliyordu.
Elektrik, telefon, tren, tramvay, tütün, liman işletmeleri yabancıların elindeydi. Türkler kendi vatanlarında, aslında kendilerine ait olan bu işletmelerde, ancak bekçi, hamal ve çöpçü olabiliyordu.
Hatırlarsınız, Atatürk yurt gezisinde, Mersin’de halkla bir diyalog yaşar.
Mersin'de sokakları gezerken dikkatini çeken görkemli işyerleri, köşk ve konakların kime ait olduğunu sorar.
Aldığı cevaplar genellikle Yorgo'nun, Kirkor'un, Solomon'un olur.
Peki, bu adamlar bu kadar zenginleşirken siz neredeydiniz, diye sorduğunda çevresindekiler; “Yemen'de, Balkanlar'da, Çanakkale'de, Sakarya'da idik, savaşıyorduk Paşam” cevabını verirler.
İşte Atatürk’ün, Cumhuriyet ilan edilince ilk iş olarak “Türk Vatandaşlarına Tahsis Edilen Meslekler Kanunu” çıkarmasının sebebi budur.
Ama nasıl bir tesadüfse artık, Türkiye’de Türksüz sisteme son veren bu kanun, 71 yıl sonra, 2003 yılında, yerli-milli-ümmetçi ve dindar AKP hükümeti tarafından kaldırıldı.
Kaldırıldı da ne oldu?
Türk Telekom Arapların, Telsim İngilizlerin, Kuşadası Limanı İsraillilerin, İzmir Limanı Hongkongluların, Araç muayene işi Almanların, Başak Sigorta Fransızların, Adabank Kuveytlilerin, İETT Garajı Dubaililerin, Avea Lübnanlıların oldu.
Bir yandan Atatürk’ün elleriyle kurduğu fabrikalar satılır veya atıl duruma düşürülüp kapanırken, ticaretimiz, ekonomimiz, borsamız, bankalarımız yine yabancılara peşkeş çekildi.
Bizim üniversite diplomalı çocuklarımıza da yabancıların şirketlerinde müşteri temsilcisi, güvenlik, bekçi, çöpçü ve ucuz iş gücü amelesi olmak kaldı.
Atatürk Mersinlilerden “Yemen'de, Balkanlar'da, Çanakkale'de, Sakarya'da idik, savaşıyorduk Paşam” cevabını aldığında yakınlarına “Efendiler! Bugüne kadar cevap veremediğim tek şey bu olmuştur” demişti.
Demiş ama “Türk Vatandaşlarına Tahsis Edilen Meslekler Kanunu” ile ve kurduğu yerli ve milli fabrikalarla gereğini de yapmıştı.
100 yıl sonra aynı noktaya geldik.
Şimdi Atatürk kalksa, gelse ve sorsa, bu kez aynı cevabı vermeye hakkımız ve yüzümüz var mı?
Sorsa mesela;
Yahu benim kurduğum Petkim kimin? Ermenilerin.
Rakı fabrikaları kimin? Amerikalıların, Finansbank kimin? Yunanlıların,
Oyakbank kimin? Hollandalıların, Denizbank kimin? Belçikalıların, Türkiye Finans kimin? Kuveytlilerin, TEB kimin? Fransızların, Cbank kimin? İsraillilerin, MNG Bank kimin? Lübnanlıların, Alternatif Bank kimin? Yunanlıların, Dışbank kimin? Hollandalıların, Şekerbank kimin? Kazakların.
Eczacıbaşı İlaç kimin? Çeklerin, İzocam kimin? Fransızların, Demirdöküm kimin? Almanların, Döktaş kimin? Fransızların...
Ve dese ki;
-Peki, her biri ya devlet ya özel ama neticede Türk malı olan bu kadar varlığınız, Türkiye'nin stratejik kuruluşları, toprakları satılırken, yabancılar savaşta bile yapamadıkları işgali gerçekleştirirken siz neredeydiniz?
Bütün bunların hesabı, satanlar kadar bu işgali seyredenlerden yani bizlerden de sorulacaktır mutlaka.
Bakalım ne cevap vereceğiz.
“Yemen'de, Balkanlar'da, Çanakkale'de, Sakarya'da idik, savaşıyorduk Paşam” diyecek halimiz yok.
Haliyle, ‘Irak’ta, Libya’da, Suriye’de fetihler yapıyorduk paşam, yerli ve milli iktidarımız 7 düvele karşı savaşıyordu, biz de beyaz kefenler giyip alkışlıyorduk’ dersek, belki…
Ya da ‘ümmeti besliyorduk paşam! ABD ve Batı emperyalizmi bütün İslam ülkelerine çöküp sofrasına meze yaparken, biz de bulaşıkları yıkıyorduk’ dersek, daha inandırıcı olur…
‘İktidarın yerli ve milli masallarıyla mışıl mışıl uyuyorduk’ dersek bu hem durum tespiti hem de itiraf olur.
Herkes hem Allah indinde hem tarih önünde hesaba çekilecektir mutlaka.
Ne mutlu verebilecek mantıklı bir cevabı olanlara…