Bu yıl Türkiye yine cayır cayır yandı. Ege’den Akdeniz’e, Marmara’dan Güneydoğu’ya kadar birçok bölgemizde orman yangınları çıktı. Binlerce hektarlık yeşil alan küle döndü. Ağaçlar yandı, kuşlar sustu, yaban hayvanları can havliyle kaçtı ya da can verdi. Gökyüzü griye döndü, toprak ise karaya. Bu yangınların her biri “tesadüf” mü, yoksa “tasarlanmış bir yıkım” mı bilinmez. Ama bu ülkede bir şey iyi bilinir: Yanan ormanın ardından çıkan otel projeleri, villa reklamları, imar izinleri…
Her yangının ardından aynı manzarayla karşılaşıyoruz: Önce “ciğerlerimiz yandı” nidaları, sonra yangın söndüğünde devreye giren “imar planları”… Bugün bu yazıyı okuyan herkesin hafızasında bir örnek vardır mutlaka: Yıllarca orman olan bir alanın nasıl bir yıl içinde otel, AVM ya da lüks konutlara dönüştüğünü izledik hep birlikte. Göz göre göre.
TESADÜFLERİ İYİ DEĞERLENDİRMEK!
Peki bu kadar yangın neden hep kıymetli sahillere, turistik kıyılara, değerli arazilere yakın yerlerde çıkıyor? Tesadüf mü? Yoksa birileri bu “tesadüfleri” iyi mi değerlendiriyor? Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde 2024 ve 2025 yazlarında çıkan orman yangınlarının çoğunun sebebi resmi açıklamalara göre “ihmal” ve “insan kaynaklı faktörler”. Yani sorumlusu yine biziz. Ancak bazı bölgelerde yangın sonrası arazilerin hızla imara açılması, kamuoyunda doğal olarak kuşkular uyandırıyor. Orman yangınlarını ranta çeviren anlayış, yangından daha yakıcı hale geliyor.
Anayasa’nın 169. maddesi çok açık: “Yanan orman alanları yeniden ağaçlandırılır; başka amaçla kullanılamaz.” Ancak ne yazık ki uygulamada bu maddenin kağıt üzerinde kaldığını görüyoruz. Milyonlarca lira değerindeki kıyı arazilerinin kaderi, birkaç haftada değişiyor.
Şimdi buradan soruyorum:
Bu yangınları söndürmek için canını dişine takan itfaiyecilere, gönüllülere, vatandaşlara borcumuz yok mu? Yanan yerleri fidanla yeniden canlandırmak, çocuklarımıza oksijen değil beton bırakmamak bizim ortak görevimiz değil mi?
Madem bu kadar “ciğerlerimiz yandı” dedik…
O zaman hadi görelim, yanan yerlere fidan dikelim.
Ama sadece kameralar karşısında birkaç sembolik törenle değil; sürdürülebilir, bilimsel, planlı bir şekilde. Herkes izlesin: Bu ülke sadece yanmakla kalıyor mu, yoksa yeniden yeşerebiliyor mu?
Ve son olarak:
Ormanlar sadece ağaçlardan ibaret değildir. Orman; yaşamdır, su döngüsüdür, hava temizliğidir, ekosistemdir, gelecektir.
Unutmayın: Beton susar ama orman konuşur. Yeter ki kulak verelim.