Türkiye’de ne zaman bir haber açsak bir ihmal, bir göz ardı edilmiş önlem, bir “nasılsa olur” anlayışı ve ardından kayıplar… Artık ölümler sıradan bir hale geldi…
Geçen gün duyduk; bir fabrika işçisi güvenlik önlemleri yetersiz olduğu için hayatını kaybetmiş. Üstelik bu, önceden defalarca uyarılmış bir işyeri. Bir başka haber: İnşaat alanında düşen bir vinç… Yine ihmaller zinciri. “Kontrol edilmemişti, denetim yoktu” dediler. Ama kimse ceza almadı, kimse hesap vermedi.
Afetler… Depremler, seller, yangınlar… Her seferinde aynı tablo: Eksik altyapı, plansız şehirleşme, uyarıların göz ardı edilmesi. Geçen yılki sel felaketi aklımızda; bazı köylerde tahliye planları yoktu, bazı yollar yıllardır bakımsızdı. Sonuç? Kaybedilen canlar.
Sağlık sistemi bile bazen ihmallerin kurbanı oluyor. Hastanelerde eksik personel, gecikmiş müdahaleler, unutulan küçük detaylar… Bu ihmaller yüzünden kaybolan hayatlar… Saymakla bitmez.
Soru şu: Biz neden hep “sonra hallederiz” mantığıyla yaşıyoruz? Neden önlem almak, denetlemek, sorumluları hesap vermeye zorlamak yerine olaylar olduktan sonra acıyı sindiriyoruz? İhmalin bedelini ödeyen hep sıradan vatandaş oluyor.
Artık gözümüzü açmamız gerekiyor. Sadece olaylardan ders almak yetmez; önlem almak, denetim yapmak, ihmali engellemek gerekiyor. Çünkü Türkiye’de her ihmal, her göz ardı edilmiş kural, bir can demek.
Biz her haberi okurken, her ölümlü kazayı duyarken sadece üzülmekle kalmamalıyız. Sorumluları sormalı, sistemleri sorgulamalı, “bir daha olmasın” demekle yetinmemeliyiz. Yoksa ölümler sıradan bir sayı olmaya devam edecek.
Ve unutmayalım: İnsan hayatı hiçbir istatistikten, hiçbir planlamadan az değerli değildir.