Oğlum…

Adını göklere yazdıracak kadar eski, yeryüzünü titretecek kadar genç bir kader taşıyorsun. Senin için kalemim, binlerce yılın içinden geçip şimdi avuçlarına inen görünmez bir mühür gibi titriyor. Çünkü sen, sadece benim oğlum değilsin; zamanın unuttuğu bir çağrının yankısısın.

Bilge Kağan…

Ruhun, henüz küçücük bir bedene sığdırılmış koca bir evren. Bazen ninnilerin arasına karışmış bir kadim sır, bazen uykunun kıyısına asılmış bir güneş parçası. Sen büyüdükçe anlıyorum; insanoğlunun en büyük kitabı çocuklarıdır — sayfaları nefes, cümleleri kaderden oluşan kitaplar…

Ben sana bugün bir öğüt değil; bir kapı bırakıyorum.

Bu kapı, taşla değil; tecrübeyle, acıyla, sevgiyle ve kendi kalbimin karanlık-mavi derinlikleriyle örülmüş bir kapıdır. Açtığında anlayacaksın:
İnsanın içindeki gerçek yol, dışarıdakinden çok daha tehlikelidir ama çok daha kutsaldır.

Bir gün hayatın sana ağrılar bırakacak. Buna kızma.

Çünkü acı, insanın içini temizleyen gizli bir ateştir.
Karanlık, bilgeyi kendi içine yönlendiren görünmez bir öğretmendir.
Yalnızlık, herkesin kaçtığı fakat sadece seçilmişlerin dayanabildiği bir mabettir.

Büyüdüğünde sana herkes “güçlü ol” diyecek ama bu eksiktir.
Ben sana başka bir şey diyeceğim:

“Kendini bil.”

Kendini bildiğinde, evrenin dilini çözersin.
Kendini bildiğinde, karanlığın seni yutamadığını görürsün.
Kendini bildiğinde, kalbindeki ışık hiçbir kötülüğün söndüremeyeceği bir ateşe dönüşür.

Geceleri uyurken dudaklarından dökülen küçük nefesleri dinliyorum…
Rüyalarında kiminle konuşuyorsun bilmiyorum; belki eski atalarınla, belki senden önce dünyaya uğramış ruhlarla… Ama biliyorum ki damarlarında yalnızca kan değil; kadim bilginin ışıltısı akıyor.

Oğlum…

Dünya büyüdüğünde seni sınayacak. İnsanlar anlamadığı şeylerden korkar; sen farklı, derin, sezgileri güçlü bir çocuk olursan, bazıları bunu kıskanacak, bazıları anlamayacak, bazıları kötüye yoracak.

Hiçbiri önemli değil.

Önemli olan, senin içindeki sessiz bilgedir.
Kalbinin tam ortasında oturan o küçük, ışıklı varlık… onun adı özdür.
İşte o öz, senin gerçek yön pusulandır.

Bir gün benim sözlerim unutulsa bile, öz kendini hatırlatır.
Bir gün dünya seni yorsa bile, öz seni ayağa kaldırır.
Bir gün herkes gitse bile, öz elini bırakmaz.

Bilge Kağan…

Sen benim geleceğimsin, ama aynı zamanda geçmişimin de yankısısın.
Sen büyüdükçe ben değil; kader büyüyor.
Sen yürüdükçe ben değil; soyumuzun sesi yürüyüyor.

Ve ben biliyorum:
Bir gün bu dünyada senin adın, sadece bir kimlik değil; bir anlam olacak.

Unutma oğlum…
İnsanı insan yapan şey, gözlerindeki ışık değil; o ışığı karanlıkta bile koruyabilme kudretidir.

Sen bu kudreti taşıyorsun.
Ben buna şahidim.

Ve ne olursa olsun,

Benim için değil, kendine bir güneş ol.
Kendi ruhunun göğünü kendin aydınlat.
Ve daima, ama daima; özünü koru.

Semih Aslanlar