Asgari ücret açıklandığında yaşanan ilk şey maaş artışı değil, etiket değişimi oluyor. Zamlı maaş henüz ortada yok, ama market rafları dolu… Zamla dolu. Daha para cebe girmeden, hayat bir kez daha ateş pahası yapıldı.

Bu zam kimin zammı? Asgari ücretlinin mi, yoksa fırsat kollayanların mı? Çünkü ortada çok açık bir tablo var. Asgari ücretli hâlâ eski maaşla yaşamaya çalışıyor. Ama market yeni fiyattan satıyor. Ev sahibi “asgari ücret arttı” diyerek kirayı yeniden hesaplıyor. Servisçi, fırıncı, manav, herkes yeni tarifeye geçmiş durumda. Herkes aynı cümleyi ezberlemiş: “Maliyetler arttı.” Peki bu maliyetler asgari ücret açıklanmadan bir gün önce yok muydu? Dün zarar edenler, bugün nasıl oldu da bir gecede zam yapacak noktaya geldi?

Asgari ücretli artık hesap yapmıyor. Çünkü hesap tutmuyor. Gelir belli, gider kontrolsüz. İnsanlar artık “Bu ay ne alırım?” demiyor. “Bu ay neyden vazgeçerim?” diye düşünüyor. Et mi, meyve mi? Çocuğun ihtiyacı mı, faturalar mı? Her tercih bir eksilme, her alışveriş bir vazgeçiş. Etiketler değişiyor, vatandaş bakıyor, iç çekiyor. Sessizce sepetten bir ürünü geri bırakıyor. Ne bağırıyor ne itiraz ediyor. Çünkü yorgun. Sürekli zam konuşmaktan, sürekli geçim derdi yaşamaktan bitmiş durumda.

Asgari ücret bugün geçim ücreti olmaktan çıkmış durumda. Kâğıt üzerinde büyüyen, gerçek hayatta daha maaş yatmadan eriyen bir rakamdan ibaret. İnsanlar zam açıklandığında sevinemiyor. Çünkü biliyorlar ki o para daha cebe girmeden, piyasada çoktan paylaşılmış oluyor.