Dindar iktidarımızın ne kadar umurunda bilemem ama İslâm ceza hukukunda, suçluların affı daha çok mağdur ile suçlu arasındaki bir mesele olarak kabul edilmiş ve affı yasama organının yetkisine bırakan beşerî hukuk sistemlerinin aksine, af yetkisi hakkı çiğnenen mağdurun kendisine verilmiştir.
Yani tecavüzcüsünün genel afla serbest bırakılmasına ‘bu şerefsiz başbakana değil bana tecavüz etti’ diye feveran eden vatandaş sonuna kadar haklıdır.
Dindar iktidar her ne kadar çıkardığı afları ‘af değil, infaz düzenlemesi’ diye savunsa da adı bal gibi af olan aflarla binlerce suçlu cezasını çekmeden, suçunun bedelini ödemeden salıverildi.
Son çıkardıkları affı da “Bu tamamen ceza adaletini, eşitliği sağlamaya yönelik bir düzenleme” diye yutturuyorlar.
Malumunuz 2022 yılında, pandemi bahane edilerek yapılar düzenleme ile yargı süreci tamamlanan binlerce mahkum tahliye edilmişti. Aynı dönem, aynı suçtan yargılanıp yargılanması tamamlanmadığı için bu haktan yararlanamayanlar da ‘bu nasıl adalet, yargı sürecimizin bitmemesi bizim kusurumuz mu’ diyerek adalet arayışına girince ‘af’ meraklısı iktidarımız harekete geçip taleplerini gerçekleştirdi.
İşte ‘eşitlik ve adalet’ diye savundukları budur…
Bu tür afların İlahi ya da insani hiçbir sistemde yeri yoktur. Kaynağını ister dinden ister sosyolojiden almış olsun her yönetim biçiminde, devletin ancak kendine karşı işlenen suçları affedebileceği genel kuralı vardır.
Dolayısıyla devletin bireysel suçları affetmesi bir nevi insanlık suçudur.
Dolayısıyla bizim dindar iktidarımızın yaptığı gibi, kendine yönelik eleştiri dahil bütün siyasi faaliyetleri suç kabul edip, bunları affedilmeyecek suçlar kapsamına almanın hiçbir hukuki ve insani karşılığı yoktur.
Hele ki bütün muhaliflerin sırf kutsal iktidarımızı eleştirdi diye hapse tıkıldığı bu ortamda bu affın savunulabilir bir tarafı olamaz.
Bunu, şu darbe gerekçesiyle yıllardır içeride tutulan askerlerimizin hatta askeri öğrencilerimizin yakınlarına anlatamazsınız.
Efendim darbeye kalkışmışlar!
Adı üstüne kalkışmışlar, başarılı olamamışlar. Tut ki başarılı oldular, darbe gerekçesiyle öğrenci ve acemi askerleri, neticede hepsi emir altındaki alt düzey subay ve komutanları hapse tıkmak nerede görülmüş?
Görülmüş olsaydı eğer, en yakın örnek Hulusi Akar bugün hayatımızda olamaz, onun genelkurmay başkanlığına ve milli savunma bakanlığına maruz kalmazdık.
Çünkü kendisi 12 Eylül darbesinde teğmendi…
Mevcut milli savunma bakanı Yaşar Güler mesela, esamisini duymazdık.
Her ikisinde de biraz mesleki taassup, biraz meslektaşlarına saygı ve sevgi, birazcık emrindeki insanları düşünme, zerre kadar ‘silah arkadaşlığı’ duygusu olsa, hadi bu affa karşı çıkmasalar da ‘asker arkadaşlarının, kardeşlerinin, evlatlarının’ bu aftan yararlanabilmelerini sağlamak için en azından bir girişimde bulunabilirlerdi.
Neticede devlete ve iktidara karşı işlenen, işlendiği iddia edilen suçlar kapsam dışı bırakıldı, vatandaşlara karşı işlenen suçlara af getirildi.
Adalet tersine işledi yani…
Biliyorsunuzdur, bugüne kadar hiçbir af ne ülkeye ne topluma yaradı.
Bizzat Adalet Bakanlığı’nın itiraf ettiği gibi ‘Türkiye’de cezaevinden çıkanların yüzde 45’i yeniden suç işledi.”
Salıverilen tiplere baktınız mı? Ya paylaşımlarına?
İYİ Parti Kocaeli milletvekili Lütfü Türkkan “Sürecin ardından organize suç çevrelerinde belirgin bir hareketlenme söz konusu. Paketi millî piyango gibi gören kimi mahkûmlar, Telegram gruplarında yaralama, gasp, öldürme gibi suçlar için ilan vermeye başladı” diyerek, çıkar çıkmaz ilanla iş arayan tiplerden örnekler verdi; ‘Selamünaleyküm, yeni cezaevinden çıktım, İzmir’in her yerinde mekân kurşunlama, kundaklama, adam yaralama, infaz, adam kaldırma gibi işler itina ile yapılır…’
Bir vekil dikkat çekerken, bir diğeri ne yapıyor peki?
Sürecin mimarlarından MHP’li Feti Yıldız da “İstisna tutulanlar biraz daha sabretsin, yakınmalarını anlıyoruz” diye yeni afların müjdesini veriyor.
Takdir sizlerin…