Yeni açılımın bir sözde gerekçesi de ‘Kürt Sorunu’nu çözmek…
Peki, bu ülkede gerçekten bir Kürt sorunu var mı?
Yoksa Kürt sorunu dedikleri bozgunculuğun bahanesi ve istismardan ibaret mi?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’a göre böyle bir sorun yok. Daha doğrusu yoktu.
3 yıl önce "Yok Kürt sorununu çözmektir, yok şudur, yok budur… Türkiye'de böyle bir sorun yok. Biz bu işi çoktan çözdük, aştık, bitirdik” diyordu.
Merhum Ecevit’e göre de böyle bir sorun yoktu; Kürt sorunu yoktur. ABD'nin Güneydoğu sorunu vardır. Kürt sorunu olsaydı Bala'da, Haymana'da (Ankara), Kulu'da Cihanbeyli'de de (Konya) olurdu” sözleriyle Emperyalizmin Güneydoğu bölgemizdeki planlarını işaret ediyordu.
Merhum Süleyman Demirel de öyle: “Kürtler Batı'da istediği ticareti yapıyor, devletten istediği ihaleyi alıyor, bürokrasi de en tepeye çıkıyor” sözleriyle eşit vatandaş olduklarını ortaya koyuyordu.
Bence de yok Kürt sorunu ve hiç olmadı.
Bunu 16 yaşımda anladım.
Babam rahmetli, okumuş adamsın, git şu işleri sen takip et diyerek bana ORKÖY’e müracaat işlerini yıktığında ilk kez bürokrasi ile tanıştım.
Ağırlığı aksaklığı hepsi bir yana bürokrasinin en çok dikkatimi çeken tarafı, neredeyse muhatap olduğum bütün bürokratların Kürt olmasıydı.
Gerçekten de banka müdürlerinden tutun Orman İşletme müdürlüğüne kadar neredeyse bütün müdürler Kürt’tü.
Birisi bana Kürtlerin ezildiğini söylese ilk aklıma gelen örnek bu olur…
Peki Kürtler ezilmedi mi gerçekten?
7 yıl aralarında görev yaptım. Ne kadar ezildiklerini, horlandıklarını bizzat yaşayarak gördüm.
Ama onları ezen, onları sömüren, onları horlayan Türkler değil, bizzat Kürtlerdi.
Bir yandan feodal yapı ve ağalık düzeni öbür yandan sözde Kürt ayrılıkçı terör örgütleriydi onları doğduklarına pişman eden…
Peki, etnik köken itibariyle bakıldığında bu ülkenin en zenginleri kimler biliyor musunuz?
Evet, doğru tahmin ettiniz; Kürtler…
Peki aynı noktadan bakınca en yoksul kesim kim? Evet, Kürtler…
Peki nasıl oluyor bu?
AKP’nin bir zaman Kürt politikasından sorumlu genel başkan yardımcısı İhsan Arslan’a sormuştum; İhsan bey, maşallah variyetiniz yerinde, ülkenin belli başlı yerlerinde işletmeler, mülkler vesaire… Peki Diyarbakır’da bir işletmeniz, fabrikanız var mı? En azından bir tekel büfesi açıp bir Kürt gence iş verdiniz mi?
Vermemişti…
İşte böyle oluyor. Maalesef zengin Kürtlerle, yoksul Kürtler arasındaki uçurumun tek sebebi yine Kürtler…
Ama bunun da sorumlusu olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türkler gösteriliyor.
İstatistikler de öyle demiyor oysa…
Sosyal yardım istatistiklerine bakılınca oldukça ilginç bir dengesizlik ortaya çıkıyor.
Doğu ve Güneydoğu illerinin sosyal yardımlardan aldığı pay, açıklanamayacak kadar fazla.
Yani bir Türk kalksa ve mesela Aile Bakanlığı hangi aileyi koruyor, diye sorsa sonuna kadar haklı…
Çünkü Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının ayni ve nakdi sosyal yardımları malum bölgeye akıyor.
2023 yılında gerçekleşen illere göre sosyal yardım alan hane oranı dağılımına göre, Şırnak'ın %69'u, Hakkari'nin %63'ü, Ağrı'nın %62'si, Şanlıurfa'nın %62'si, Van'ın %60'ı, Mardin'in %59'u, Muş'un %56'sı, Batman'ın %53'ü, Bitlis’in %53’ü, Diyarbakır'ın %51'i Sosyal yardım alıyor.
Adı geçen iller çok yoksul diye mi? Hayır.
TÜİK 2023 verilerine bakıldığında, bölgelere göre hesaplanan yoksulluk sınırına göre yoksul oranı dağılımında Kırıkkale, Aksaray, Niğde, Nevşehir, Kırşehir, Kastamonu, Çankırı, Sinop, Bursa, Eskişehir, Bilecik Türkiye’nin en yoksul bölgeleri çıkıyor.
Ve sıkı durun; Van, Muş, Bitlis, Hakkari, Mardin, Batman, Şırnak, Siirt yoksulluğun en düşük olduğu şehirler…
Buna rağmen sosyal yardımlar malum bölgelere kat ve kat fazla aktarılıyorsa, biri çıkıp ‘yahu bu ülkede Kürt sorunu yok, Türk sorunu var’ dese haksız mı?
Sizce?...