Hayat bana yıllardır şunu öğretti…
En tehlikeli insanlar hızlı koşanlar değil, sabırla yürümeyi bilenlerdir. Çünkü acele edenler çoğu zaman nefsiyle hareket eder; sabredenler ise vicdanıyla.
Son günlerde sıkça düşünüyorum şu ‘kaplumbağa teorisini’
Kaplumbağalar acele etmez. Kim önde, kim arkada diye dönüp bakmaz. Gürültüye kapılmaz, kaosa teslim olmaz. Her defasında bir kulaç daha atar. Yorulsa da durmaz, korksa da paniklemez. Çünkü bilir ki; mesele hız değil, istikamettir.
Ben de hayatım boyunca biraz böyle yaşadım.
Kimsenin sırtına basarak yükselmedim, kimsenin gölgesinde büyümedim. Hiçbir makamın önünde eğilip karakterimi küçültmedim. Bugüne kadar ne bir kapının adamı oldum ne de birilerinin elinde maşa…
Çünkü insanın bir duruşu varsa, bazen yalnız kalır ama asla küçülmez.
Siyasetin içinde geçirdiğim kısa zamanda bile şunu çok net gördüm; insanların büyük bir kısmı hakikatin değil, gücün yanında duruyor. Dün başka konuşup bugün başka tarafa dönenleri, koltuk uğruna omurgasını bırakanları, menfaati için dostunu satanları gördüm. Ve açık konuşayım; insan bazen en çok da buna üzülüyor.
Çünkü biz bu memlekete bir çıkar hesabıyla bakmadık.
Devletimizin zor gününde “ben buradayım” dedik. Hiçbir maddi beklenti içerisinde olmadık. Kimseden bir kürdan istemeden yaşadık. Allah’a şükürler olsun ki bugün dönüp baktığımda, vicdanımı rahatsız eden tek bir karanlık hesabım yok.
Ama dik duranın kaderi ağır oluyor…
Çünkü eğilmeyen insanı kırmak isterler.
İnsanlar bazen kendilerinden güçlü gördükleri insanların arkasına saklanarak karalama yapar. Kendi cesaretleri yetmediği için kalabalıkların içine gizlenirler. Dedikodu üretir, iftira yayar, aşağı çekmeye çalışırlar. Çünkü bazı insanların tek başarısı; yürüyeni durdurmaya çalışmaktır.
Fakat unuttukları bir şey var…
Cürmü kadar yer yakar insan.
Biz ise kimsenin ne alkışıyla büyüdük ne de saldırısıyla küçüldük. Çünkü dayandığımız yer insanlar değil, inancımız oldu. Ve ben şuna bütün kalbimle inanıyorum:
Allah dik duranlarla beraberdir.
Hayat bir yarış değil aslında.
Bugün çok hızlı koşanların yarın nasıl savrulduğunu defalarca gördüm. Çünkü hız insanı varışa değil, bazen felakete götürür. Ama sabır… Sabır insanı hem ayakta tutar hem de kıyıya ulaştırır.
Bu yüzden artık kimsenin temposuna yetişmeye çalışmıyorum.
Kim ne derse desin, ben kendi yolumda yürümeye devam edeceğim. Yavaş olabilir… Ama sağlam olacak. Gürültülü değil… Ama gerçek olacak.
Çünkü öğrendim ki;
Yavaş ilerlemek de ilerlemektir.
Ve insanın huzuru, başkalarının alkışından çok daha değerlidir.