Cumhuriyet Halk Partisi, otuzsekizincisi dün bir Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından iptal edilen kongrelerinin birincisini 4 Eylül 1919’da Sivas’ta toplamıştı.

1919 yılında 600 yıldır Dünya’yı tir tir titreten Osmanlı İmparatorluğu tahtında Sultan Vahdettin oturuyordu. İstanbul Hükümeti’nin başında ise Damat Ferit Paşa bulunmaktaydı.

Birinci Dünya Savaşı henüz kaybedilmiş, teslimiyeti belgeleyen Mondros Ateşkes Antlaşması imzalanmış, memleketin dört köşesi İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmiş, Osmanlı ordu ve donanması dağıtılmıştı.

Uzun süren savaşlar nedeniyle halk yoksul, yorgun ve bitkindi

Bağımsızlığın tek başına kazanılacağına inanmayan aydınlar arasında büyük güçlerin himayesine girme fikri açıktan açığa konuşuluyor, hangi ülkenin mandasına girilmesinin daha iyi olacağı üzerine tartışmalar yapılıyordu.

İstanbul, İtilaf Devletleri’nin fiili işgali altındaydı.

Padişah, tahtını ve saltanatını koruyabilmenin tek yolunun İngilizler ’in suyuna gitmek ve onların isteklerine boyun eğmek olduğunu düşünüyordu. Halk arasında vatanı savunmak amacıyla oluşturulmuş bölgesel direniş hareketleriniyse , müttefikleri kızdıracak, Osmanlı Devleti’ni tamamen yok edecek tehlikeli isyanlar olarak görüyor ve bastırmaya çalışıyordu.

Vatan topraklarının parçalandığı, İstanbul Hükümeti’nin işgallere sessiz kaldığı bu ümitsiz gidişattan rahatsız olan bir avuç vatansever, ‘milletin istiklali tehlikededir’ diyerek Sivas’ta bir kongre topladılar ve 600 yaşındaki bu köklü devletin ve onun oyuncağı olduğu Dünya’nın büyük haydutlarının boyuna posuna bakmadan aşağıdaki “uçarı” kararları aldılar:

-Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, parçalanamaz.

-Manda ve himaye kesin olarak reddedilerek tam bağımsızlık ilkesi benimsenmiştir.

-Anadolu ve Rumeli’de dağınık halde bulunan direniş cemiyetleri ‘’Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’’ adı altında birleştirilmiştir.

-Her türlü işgal ve müdahaleye karşı milletin kendi kendini savunma hakkı meşru kabul edilmiştir.

Bunu haber alan gerek işgal kuvvetleri, gerekse İstanbul hükümeti kongre öncesi ve sırasında çeşitli yöntemlerle kongreye engel olmaya çalıştılar.

Mustafa Kemal Paşa, aşiret temsilcilerine mektuplar göndererek kongreye destek çağrısı yaparken, İngilizler bölgedeki aşiret liderlerini ‘bu kongrenin hilafet karşıtı bir eylem’ olduğunu söyleyerek kongreye karşı kışkırtıyordu.

Öte yandan Damat Ferit Paşa hükümeti, Elazığ valisi Ali Galip’i kongreyi basmak, Mustafa Kemal’i ve delegeleri tutuklamakla görevlendirmişti. Ancak Mustafa Kemal Paşa bu istihbaratı önceden öğrenerek gerekli tedbirleri aldı ve Ali Galip bu girişimi başaramayarak Malatya’dan kaçmak zorunda kaldı.

İstanbul Hükümeti, Anadolu’daki mülki amirlere telgraflar çekerek kongreye delege seçimlerinin engellenmesini, seçilen delegelerin yola çıkmalarına izin verilmemesini ve yollarda güvenlik zaafiyeti varmış gibi bir algı yaratılmasını emretti.

Fransız kuvvetleri kongrenin hemen öncesinde Sivas yakınlarına kadar gelerek bölge halkını ve kongre üyelerini askeri güçle tehdit etti.

İstanbul Hükümeti tarafından Ankara’ya vali olarak atanan Muhittin Paşa, bölgedeki Kuvay-ı Milliye faaliyetlerini sekteye uğratmak ve kongreye katılımı azaltmak üzerine çalışmalar yürüttü.

Kongreden 7 ay sonra Mustafa Kemal ve arkadaşları için idam kararı verildi.

***

Tarihin her döneminde düzenin sahipleri; o düzenin yoksulluğa, yolsuzluğa, işgale, tecavüze, aşağılanmaya, gavur postalına mahkum ettiği bir halk bulunup bulunmadığına bakmaksızın düzenlerini bozmak isteyenlere tankla, topla, tüfekle, fermanla saldırır. Bugün de saldırıyor. Yarın da saldırır. Saldırı altında olmak istemiyorsanız, kimsenin düzenine çomak sokmayın. Başın makbulü, eğik olanıdır. Gelgelelim; sonunda esaretin, hatta ölümün olduğunu bilerek ve kabullenerek yola çıkanların mağrur başlarını öne eğecek ağırlıkta bir idam yaftası, tarihte hiç yazılmamıştır.